Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: zeze3535
Eser Sıra Numarası: 160220eser12



GENÇLİK YAĞMURLARI
Hayat bizi çoğu zaman tozpembe olmayan odalarından birine sürükler. Ama bu sürükleniş de sonsuz olmayacaktır elbet. Biliyorum ki, gençliğimde hiç ummadık bir zamanda son bulacak. Çocukluğuma dönemediğim gibi gençliğime de geri dönemeyeceğim. Ve zamanla bir savaş çıkar ortaya. Bu dönüşü olmayan yolda bir tarafta soğuk, isteksiz bedenin, diğer tarafta sımsıcak neşeli düşlerin… İşte tam bu noktada hayaller girer devreye. Çünkü hayaller, düşlerin açtığı bu iç savaşı sürdürme ve bu savaştan devamlı olarak başarılı çıkmaya olanak sağlar. Hangisinin kılıcı keskin ise o galip gelir elbet. Önemli olan hangi tarafın kılıcını bilediğindir. Sımsıcak düşlerinin mi, yoksa o soğuk bedeninin mi? Evet, insan aslını inkâr edemez, ediyorsa da gerçek benliğini tutsak etmiştir bedeninde. Neysen osundur. Ama neden ‘ne olduğun’ kısmında kendini yükseltmeyesin ki? İnkâr, nasıl bedende tutsak ediyorsa insanın benliğini, inanmakta bir o kadar özgürleştiriyor düşlerin neşesini. İnanmak, dik bir yamaçtan dağın tepesine, temiz havaya, huzura ve güneşe ulaşabilmenin ilk basamağıdır. Bir sonraki basamağa geçmek için var gücüyle tırmanmalı yamacı. Rüzgâra, kara kışa, soğuğa, sıcağa aldırmaksızın... Çünkü kimse ‘emek’ basamaklarını aşmadan, son basamağa atlayamaz. Kimse emeksiz başarıya ulaşamaz.
Bedenin ıslak olsa da, gençlik yağmurundan, düşlerini iyi koru. Varsın onlarda ıslansın, darmadağın olsun, etrafa savrulsun parçaları. Ama toplamasını biliyorsan, dağılan parçaları birleştirebileceksen bir sonraki gençlik fırtınasında daha sağlam durur, düşlerin de bedenin de. Her yağmur sonrası üç yol sunar hayat insanın önüne. İlki bedenin ıslanırken düşlerinin üzerini örteceksin ki, gençliğin yağmurunda üşümesinler. Görmesinler başındaki kara bulutları, görüp de ürkmesinler. İkincisi başaramadıysan düşlerini korumayı, ürkütüp savurduysan dört bir yana, toplayacaksın her bir parçasını. Baştan inşa edeceksin yavaş yavaş. Daha sağlam duracak bundan sonra. Bir nevi hayal tohumları dikeceksin düşlerine. Rengârenk olanlardan. Islandıkça daha çok büyüyecek içinde. Dışarıdan bakanlar renklerinin büyüsünde kaybolacak. Yağmur yağmadan kimse göremeyecek senin gökkuşağından tohumlarının filizlenip dallandığını. O kadar büyüyecek ki bakmışsın bir süre sonra bedenini sarmaşıklarla donatmış o küçücük tohum. Bedeninde hayallerinle hareket etmiş olur bu sayede. Evet evet kesinlikle ikinci yol en güzeli. Çünkü insan dağılmışsa toparlanmasını da öğrenmeli hayatta, ıslanmayı kârına dönüştürebilmeyi de. Peki, bir insan nasıl kârına dönüştürebilir ki ıslanmayı? Farz et ki hayat bir nehir. Dur durak bilmeden akıyor. İstesen de istemesen de seçimler yapıp kararlar alıyor insan. Önemli olan kendi kabuğundan çıkıp, başkalarının kabuklarına işleyebilmektir. Önemli olan o nehirden faydalanabileceklere de el uzatmaktır. Çok değil bir tebessüm dahi yeter bunun için. Bencil olmamalı insan, dedim ya hayat zaten senin hayatın. Yaşamak zorundasın. Ama neden yaşarken başkalarının mutluluğuna mutluluk olmayasın ki? Neden fincanın içini kırk yıllık bir hatır için doldurmayasın? Hem bir süre sonra başkalarının mutluluğundan doyumsuz bir haz da alıyor insan. Hele de mutluluğun vesilesi sen isen. Dedim ya hayat durmadan ilerliyor. Ve son olarak üçüncü yol. Genel olarak çoğu insan bu yoldan devam eder hayatına: ‘Umutsuzluk Yolu’. Kimisi ilk yağmurunda, kimisi ilk fırtınasında, kimisi ise ikisinin arasındaki bir noktada... Pes eder bu yoldan giden insanlar. Bırakırlar düşlerini de hayallerini de. Savaş yoktur artık onlar için. Her zaman galip gelen bedenleridir çünkü. Bilmezler düşlerinin gücünün hayallerinin peşinden gitmekten geldiğini. İşte bu insanların benliği tutsaktır bedeninde. Ama ben her zaman ikinci yolu seçmişimdir. Geleceğe umutla bakmak istiyorsan hayallerine sadık kalmalısın. En önemlisi ise hayallerine inanmalısın. İnanmak, başarmanın yarısı ise başarmak inanmanın tamamıdır. Ve hayallerin doğrultusunda huzura ve mutluluğa kavuşmalısın. Peki, mutluluğun olduğu yerde huzur var mıdır? Orası tartışılır bir durum. Çünkü yaşadığımız dünya üzerinde, çocuklarımıza üç dilek hakkı verilse kardeşine süt, annesine terlik, kendisine bir sakız isteyende var; akülü araba, yatak odası takımı, kahraman kostümleri isteyen de. Dediğim gibi hangi durum senin için huzur ve mutluluk vaat ediyorsa hayallerini de ona göre şekillendir.
Ben şu an yamacın tam ortasında duruyor olabilirim. Yağmur yağıyor, fırtınalar kopuyor ama ben yılmıyorum. Elbette düşüyorum, ayağım kayıyor, aşağı yuvarlanıyorum. Tam ‘pes ettim’, ‘buraya kadarmış’ dediğim zamanlarda oluyor, hayallerim son buluyor, ümitlerim tükeniyor. Ama tamamen değil. Küçük de olsa kalan son kılıç darbesi kesiyor bedenimi tam yorgunluğumun üzerinden. Ve kalkıp sırtımı hayatın gerçeklerine dönerek inandığımın peşinden tırmanıyorum.
Başaracağım çünkü inanıyorum,
İnanıyorum çünkü hayallerim var.



önceki eser / sonraki eser