Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: yersizlik0000
Eser Sıra Numarası: 160221eser09




YENİ DÜNYA OPTİMİSTİ


değişimden duyduğum keyif,
yolda olmaktan duyduğum haz
  "Zeus , Prometheus ve Pandora'ya düğün hediyesi olarak bir kutu hediye eder fakat onlara kutuyu asla açmamalarını tembihler. Zaman gelir, zaman geçer ; Pandora merakına yenik düşerek kutuyu açar. Böylece dert, tasa, düşmanlık, hoşnutsuzluk ve her ne dert varsa yeryüzüne salınır. Ama bunca derde karşılık insanlık için kalan tek şey umuttur. Kutuda tek kalan umut."
Her yeni güne gözlerimi açarken belli belirsiz bir mutluluğun gölgesini hissederim üstümde. Sanki o saklı olan ümit içime işler. Lakin yorganımı üstümden atmamla beraber o gölgeden yavaşça sıyrılmaya başlarım. Ve ilerleyen saatlerde hep o gölgenin izini sürerim.  Beni terk etmeyen hazin bulutlar sağ olsun, gölgeyi görmem ilerleyen her saatte zorlaşır.  Böylece her sabah bir arayışa belki de bir savaşa uyanır bulurum kendimi. Ki bu; günümüzün, dünümüzün insanları arasında da genel geçer değil mi? Ve olanca yağmur bulutlarına karşı kutularımızdaki umut bir lütuf. Belki de lanetimiz. Fakat gündelik monoton yaşantılarımızda hayatta kalabilmek için yemekten daha çok umuda ihtiyacımız var. Ama ümit etmek de yetinmeme illetinden doğmuyor mu? İnsan doğası yetinme kabiliyetini yüzyıllarla doğrusal olarak kaybederken ikramiyeler, şans oyunları bizlere ümit pazarlıyor. Beyaz perde bizi asla sahip olamayacağımız, belki de sahip olunmasına gerek bile olmayan hayatlara özendiriyor. Ve bizler de giderek yetinmeme üzerine kurulu saatlere dönüyoruz. Bu yüzden 'tam' olarak mutlu olamıyoruz. Geleceği düşünüyor, geleceğe hazırlanıyoruz. Her daim daha kötüsünü beklemekle, her daim daha kötüsüne duyduğumuz korkuyla yiyoruz şimdileri. Oysa şimdi , tam şu an içinde tutsağız.  Akrep ve yelkovan tıkırtıları arasına sığdırdığımız elle tutulamayan zaman içinde; aynı hayalleri kurup, benzer dertlere yanıyoruz. Oysa biz, Tanrı'nın küçük yaratıkları, hep farklı bir şey aradığımızı sanıyoruz. Aşağı dünyaya rehberlik eden beyaz bir tavşanı bekliyor, sürekli bir değişim arıyoruz. Bilinmeyeni günlük yaşamda rahatsızlık verici bulurken, gizemli olana çekiliyor, ironiler üzerine kuruyoruz yaşamlarımızı. İstikrardan hoşlandığımızı iddia ederken tekdüzelikten yakınıyor, uyumu ararken yeni olana takıyoruz kancamızı.
İroniler ve belirsizliklerin dünyasında hiç bir şeyi gerçekten ve tamamen idrak edemeyeceğimi anladıktan sonra geliyor iyimser benliğimin doğuşu. Bana keyif veren bir denklemin parçası olduğumu idrak edip asla o denklemin çözeni olamayacağımı anladıktan sonra...
Kendi haline bırakılan demir tozlarının, bir mıknatıs tarafından çekilmeleri gibi hayat da olmam gereken yere doğru beni çekecek. Yol uzun, keyifli, zor ve engebelerle dolu olabilir. Fakat sonu belli bir yol bu. Her kavşakta ölümün olduğu bu yolda hırpalanmaya olan istek de ne?  Keyfime düşkünüm, bu yüzden de iyimserim. Çünkü yolun bir sonu varsa asfaltları sökmekte sakınca görmem. Bu yolda isteklerim ve irademden başka da rehber aramam. Fakat fikirlerim değişebilir; onların esiri değil, sahibiyim. Duygularım değişebilir çünkü oldukça da dengesizim. Fakat değişimden duyduğum keyif, yolda olmaktan duyduğum haz ve hayatın güzelliklerine olan merakımla önümdeki mezar taşlarına hazırım. Ki Shantram adlı kitapta "Kader seni güldürmüyorsa espriyi anlamadın demektir." der. Bu ironilerin dünyasında her daim gülünecek bir tezat bulunur. Ve insan gülebiliyorsa katlanabilir demektir.
İyimserim, hayatla dalga geçerim, geçebilirim. İyimserim çünkü korkmuyorum. İyimserim, çünkü korkuyor olmaktan da korkmuyorum.
Eğer korkarsam, hayallerini umutlarının bulunduğu kutuya kapatanlara dönerim. Oysa onlar hayallerini umutla beslediklerini sanarlar. Bir kutuda tozlandıklarını da çok geç fark ederler. Toplum hep 'daha güçsüzsün, şimdi değil, zamanın gelmedi' diye fısıldar onlara. Toplum, bireyi böyle oyalayarak kendini var eder. Ve insan toplum için yaşamaya başladığında kendi tapınağını terke etmeye başlar. O birileri de kapalı kutulara döner böylece. Bu yüzden toplum kapısında yatmam ben.  Her boyun eğişte, her vazgeçişte, başka birileri kazanır.Bundandır ki topluma uyan o birilerinin haline de üzülmem. Uyanabilmek herkesin elinde olan bir meziyet sonucunda. İşte tam da bu yüzden toplumun baskıları, kuruntuları, gidişatı, kötü gidişatı beni ümitsizliğe sürüklemiyor. Bedbaht bir savaş durumu dışında toplum hakkında beni üzecek herhangi bir şey de.
İsteyerek böyle olmadım ben. Ben aileme, ben kendime dönmeyi öğrendim zamanla. Ondandır ki toplum beni umutsuzluğa sevk etmiyor. Beni sonsuz bir umursamazlık haline sürüklüyor  tam aksi. Öyle bir hal ki geleceğim hakkında iyimser kalabiliyorum. Ve öyle mutluluk verici ki bu benliğe dönüş hali, her şeyi yapabilirmişim gibi . Sanki hüdhüd kuşu benim ve Simurg'un benden ibaret olduğunu yeni öğrenmişim gibi. Hakikate olan yolculuk, belirsizikle arkadaş olarak mümkün. Belki daha yeni oluşuyor arkadaşlığımız ve yolculukta daha acemi gözüküyorum. Sizler de dağın tepesinde bir gemi yapmış sıradan bir dülger gözüyle bakıyorsunuz bana, biliyorum. Ama sular gelecek ve benim gemim de yükselecek elbet. Biliyorsunuz ben hüdhüd kuşuyum. Elbet bir yolunu bulacağım.




önceki eser / sonraki eser