Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: yalnızlık4400
Eser Sıra Numarası: 160221eser23



YENİDEN UMUTLARA DÖNÜŞ
Denizi seyretmeye devam ediyordum. Hırçın dalgalar sanki içimdeki fırtınalara ayak uydurmaya çalışıyormuşçasına oradan oraya savruluyordu. Yorgun gözlerini kapattım. Denizin kokusunu içine çektim. Dalgaların sesi kulaklarımı doldururken hissetmeyi diledim. O kadar boştu ki içim artık kendimi bile hissedemez olmuştum. Gözlerimi yavaşça açtım. Aynı hatayı tekrar yapmak üzereydim. Durup savaşmalı mı yoksa vazgeçmeli miydim? İçimde kopan çığlıklar haykırışlar ise cevabı bulamıyordu. Devam edemeyecek kadar yara almış kırılmış ve yorulmuştum. İçimde hissettiğim eksiklik hiçbir zaman dolmayacaktı. Artık kimse korumayacaktı beni. Güvende hissetmeyecektim mesela. Her zamanki gibi kendi başımın çaresine kendim bakacaktım. Gerçeği bir kez daha kavrıyordum hırçın dalgalarda kendimi ararken. Acı hiçbir zaman peşimi bırakmayacaktı. Bunu gayet iyi biliyordum. Hafifçe esen rüzgâr denizin tuzlu kokusunu bana getirirken gözlerimi tekrar kapattım ve anın tadını çıkarmaya devam ettim...
Bir müddet sonra yüzümde ıslaklık hissettim. Özgürlüklerine kavuşmuş usul usul akan birkaç damla yaşla birlikte gözlerimi araladım. Yorgun göz bebeklerimi göğe çevirdim. Masmavi bulutlar yerini kapkara bulutlara teslim etmişti. Denizinin yanı sıra gökyüzü de sanki içimdekileri yansıtıyordu. Bir denize bir göğe baktım. Derken yağmur başladı. Önce yavaş yavaş yağdı. Sonra bütün öfkemi almak istercesine şiddetlendi. Baksa da artık görmeyen etrafa boş boş bakan gözlerimi daha fazla açık tutmakta bir lüzum görmüyordum. Zaten açık tutacak takatim de yoktu. Geriye kalan son enerjimi de kullanarak gözlerimi kapatıp yağmurun yere düşmek için adeta yarışan damlarını hissetmek amacıyla yüzümü göğe çevirdim. Damlalar yüzüme çarpmaktaydı. Bu sefer ağlamamak için kendimi zorlamadım. Gözyaşlarım uzun zamandır bunu bekliyormuş gibi yağmura karışmaya başlayıp içimdeki nehirleri oraya savuruyordu. Bir zamanlar hiçbir şey yapmadan saatlerce izleyip huzur bulacağım deniz şimdiyse beni öldürmekten başka bir işe yaramıyordu. Niye yaşıyordum ki ben? Neden kocamı aldığı gibi beni de almasına izin vermiyordum denizin? Çıkmaz bir sokakta çırpınarak bir yol arıyordu düşüncelerim. Yeter artık pes etmenin zamanı gelmişti. Hislerimi, düşüncelerimi, umutlarımı ruhumu elinden tutup bir uçurum kıyısından aşağı ittim. Oradan oraya savrulmalarını yaralanmalarını tutunacak dal arayıp da bulamayışlarını izledim. Artık ne bir umudum ne kurtuluşum vardı. Morgdan alınan bir cesede kalp masajı yapıp hayata dönmesi için çırpınmaktı belki de, deniz seferinde gemisi batan kocamın gelmesini umut etmek. Herkesin onu çoktan öldüğünü kabullenmesi beni öfkemden deliye döndürüyordu. Bir insandan bu kadar çabuk vazgeçilmesi beni hayretler içinde bırakıyordu. Öfkemi dizginleyemiyordum. Ellerimi sıkıp yumruk yapmıştım bile. Tırnaklarım etime batıp avuç içlerimi kanatıyor ve canımı yakıyordu lakin fiziksel hiçbir acım ruhumun ölmesi kadar kötü değildi.
Ne yaşamak için bir neden, ne de savaşmak için sebebim kalmıştı. Yolun sonuydu artık. Çıkmaz sokakta çırpınan düşüncelerim duvara toslamıştı. Bu kadarı kâfi değil miydi? Bu ruhsuz, her aldığı nefesle yaşamını biraz daha yitiren bedenimi canlı tutmaktansa huzura erdirmenin vakti gelmiş; bu hikâyeye bir son yazmanın zamanı geldi de geçiyordu. Hatta kocamı benden alan masun gibi duran denizle yapacaktım. Tıpkı hayatımın anlamını, tutunacak tek dalımı aldığı gibi beni de alıp onun yanına götürmesini izin verecektim. Gözlerimi hırsla açtım. Aldığım kararla, bütün hücrelerime birden güç gelmişti. Ayaklarımı yere sağlam basa basa derin ve uçsuz bucaksız engin denizle aramda olan yüksek kaldırıma çıktım. Son bir kez etrafıma baktım. Oradan oraya koşuşturan, hayatlarını kovalayan insanlar, hiçbir şeyin farkında olmayan masum çocuk kahkahaları kulaklarıma ulaşırken yüzümü denize döndüm. Sıra sıra dizilmiş onca geminin kurtuluşu, gözbebeği olmuş bu engin mavilik benimse sonumu getirmişti. Bana en yakın geminin iskeleye bağlamak için kullanılan kalın ipini, ince ayak bileğime dolayıp "Hayatımdaki Kördüğüm" gibi açılmayacak bir düğümle bağladım. Yüzümü göğe çevirip son bir kez daha havanın ciğerlerimi doldurup etrafımdaki sesleri dinledim ve bir anda kendimi aşağı bıraktım. Başta her şey normaldi. Soğuk su bedenimi canlandırmıştı hatta. Sonra işin rengi değişmeye başladı. Ciğerlerim biraz da olsa hava almak isterken çırpınmaya başladım. Lakin ayağımı bağladığım ip bir yere takılmış olmalı ki kendimi yukarı doğru çıkmak denizden kurtulmak için çabaladıkça deniz beni aşağıya, en derinlerine çekiyordu. Bir müddet sonra çırpınmanın faydası olmadığı için öylece durdum. Yavaş yavaş bedenim uyuşmaya başladı. Sanırım başarıyordum. O kadar uyuşmuştum ki hiç hareket edemiyordum. Denizin derinliklerindeyken bile gördüğüm güneşin aydınlığı karanlıkta kaybolmaya başladı.
İntihar girişimimin başarısız oluşunun üstüne iki hafta geçmişti. Boğulduğumu fark eden bir yardımsever denize atlamış, ayağımdaki ipi çözüp beni kurtarmıştı. İyi mi yapmıştı kötü mü yapmıştı karar vermek çok güçtü. Hastanede kaldığım süre boyunca hayatımı da kaybedeceğimi, ilik kanseri olduğumu öğrenmiştim. Doktorum birçok tedavi yöntemini anlatmıştı fakat uygun bir ilik bulunmazsa ne yaparlarsa yapsınlar yavaş yavaş öleceğimi söylemişti. Ama atladığı bir gerçek vardı.  Haftalar öncesine kadar ölümden korkmayan ölümü kurtuluşu olarak gören ben şimdi değişmiştim. Bozulacakken ciğerlerime gitmeyen havanın ne büyük bir nimet olduğunu anlamıştım. Sadece bu da değil; gören iki çift gözüm işlev gören kollarım, bacaklarım ve sayıp sayamayacağım bir sürü armağanlara sahiptim. Her şeyden önemlisi hayatın önemini kavramıştım. Ruhumun intiharından önce hayatlarını kovalamasını izlediğim insanlar gibi yaşamıma dört elle sarılacaktım. Doktorun en uygun tedavi uygulamasını, iyileşmek istediğimi söyledim. Hastaneden taburcu olup çocukken büyüdüğüm şimdi ise öğretmenlik yaptığım yetiştirme yurduna yerleşmeye karar verdim. Orada benim gibi kimsesiz hayatın zorluklarına karşı küçücük bedenleriyle, mücadeleci ruhlarıyla yetişen çocukların özlediği kişi olacaktım. İster anne ister arkadaş veyahut ablaları. Onlara sevginin sıcaklığının, güzelliğinin, saramayacağı hiçbir yaranın olmadığını öğretecek; öğretirken de içimdeki bütün şefkatle hayata tutunmaya çalışan bedenlerinin yanında destek olmak için elimden ne gelirse onu yapacaktım. Sadece oradaki çocuklar değil, etrafımdaki bütün herkes öğrenecekti sevginin mucizesini. Dokunduğum her hayata bir tutam sevgi bırakacaktım. Herkesin hayata gelişinin bir amacının olduğunu söyleyenlere inanmazken fark ettim ki benimde hayata gelişimin bir amacı varmış. Benim geliş amacım herkese sevgiyi öğretmekti. Öğretecektim de...
Yetiştirme yurduna taşınalı iki yıl oldu. Eskisinden çok daha iyi hissediyorum kendimi. İçimde hissettiğim kocaman boşluk yerini huzura bıraktı. Her şey yolunda, olması gerektiği gibi. Mesela öğrencilerimden birinde uygun ilik bulundu ve gerekli işlemlerden sonra tamamen iyileştim. Burada öğrencilerimle birlikte kalıyorum. Onların hayatlarına sevgiyi taşıyıp öğretmeye başladığımdan beri yaşamlarındaki annelerine duydukları özlemin hüznü gibi kötü hisleri yok olmaya başladı. Onun yerine bütün zorluklara inat yüzlerinde hiç solmayan, bir çiçek gibi açmış kocaman gülümseme geldi. Bardağın dibinde bulunan bir kaç damla suyu görüp, bardağın tamamının boş olmasına üzülmektense bir iki damlanın varlığı bile onları mutlu etmek için yeterli oluyordu. Şimdiyse bir saat önce dinen yağmurun ardından, güneşin sıcaklığıyla birlikte doğan gök kuşağının altında, yurdun bahçesinde kendi yarattıkları dünyada oyun oynuyorlar. Yüzlerinde her zamanki tebessüm var. Bense öğretmenler odasındaki küçük ama büyük bir dünyaya açılan pencereden onları izliyorum. Sonunda dayanamayıp pencereyi açıyorum. Pencereye açmamla rüzgâr yağmurun ıslak kokusunu bana getiriyor. Yağmur sanki bütün ateşleri, acıları söndürmüş yeriniyse ardından gelecek sevince bırakmanın rahatlığıyla toprağa karışıp havaya toprak kokusunu armağan etmiş gibiydi. Önceleri baksa da görmeyen gözlerimi uzun zamandır yerini her baktığı şeyde sevgiyi, iyimserliği gören gözlerime bırakmışken bakışlarımı gök kuşağının güzelliğinden çocuklara çeviriyorum. Mutluluklarını izlemekten çok büyük keyif alıyorum. Esen yaramaz rüzgâr saçlarımla dans edip yüzüme saçlarımı savururken aynı zamanda çocukların cıvıl cıvıl ve neşeli seslerini kulaklarıma getiriyor. Bir zamanlar çırpınarak yolunu arayan düşüncelerimin sonunda doğru yolu bulduğunu fark ederken içimde yeşeren yeni yeni umutlar, sabırsız gerçekleşmeyi bekleyen hayallerle dolup taştı. Artık üzülmek yoktu. Her şeyden çıkarılacak, iyi bir sonuç kazanım vardı. Bende hayatıma sevgiye, iyiliğe, mutluluğa, iyimserliğe adamanın huzuruyla yaşamaya devam edecektim çünkü mutlu olmak için artık çok nedenim vardı...


önceki eser / sonraki eser