Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: vaveyla2062
Eser Sıra Numarası: 160215eser07



İKİ KELİME
“Gündüzlerin karardığı bir dünyada, gecelerin ışıldadığı zamanları anımsadım hatıralarımda. Nefret kokan caddeleri, gecenin aydınlık asaleti örtüyordu. Sokaklardaki fenerlerin yerini romantik ışıklar alıyordu, seher vakitlerinde. Semanın uçuk mavi tonlarından birini giydiği günlere ve haykırışlara yetişemiyordu gece. Sanki bütün duygular bertaraf edilmişti, nefret dışında.”
Ellerini çekti satırlarından. Yine getirememişti mektubunun sonunu. Defalarca yazmıştı mektubunu bir türlü ulaştıramadığı özlemine. Yarıda kalmış onca hasret dolu kâğıt parçalarını, okumaya üşendiği kitapların arasına sıkıştırmıştı. Ruhunda kopan kelimeler son bulmuyordu çünkü.
Efsanelerle dolu kalemini cebine yerleştirip, penceresine doğru yöneldi. Üzerine feryat işlenmiş kâğıt parçası öksüz kalmıştı yine masanın üstünde. Kasvet kokan perdesini araladı ve gecenin huzur dolu sokaklarına bakındı. Gündüzün nöbetini bitirip geceye devrettiği zamanlarda, mektubunu yarıda bırakıp pencereden zamanın uçsuz bucaksız diyarlarında, arkadaşıyla birlikte etrafa attıkları tebessümleri duyması hoşuna gidiyordu. Ama bir esintinin esmesi köreltiyordu tüm hevesini. Bursa’nın şeftali kokan havası gereğinden fazla ürpertiyordu onu.
Şeftali kokusunu duyar duymaz penceresini kapatıp kasvetli perdesini şeftali kokusundan mahrum, huzur tablosunun üzerine örttü. Hızlı adımlarını masasının üzerinde duran kâğıt parçasına yönlendirdi. Yarıda kalmış kelimelerini renksiz dolabından aldığı bir kitabın sayfaları arasına gömdü. Mektuplarını fanilikten uzak dünyaya gönderemiyordu.
Hayat zincirine tutunamamıştı bundan dolayı insanlar onu hor görüyordu, içinde büyüttüğü acıyla. Kimseler sormuyordu zaten. Çaresizliğin çaresizliği kaplamıştı bedenini. Ellerini uzatmıyorlardı masum duygularla ve güzelliklerle özenle yaratılmış Filiz’e. Onaltı yıllık ömründe sadece biri uzatmıştı elini ona. Tabi ölüm hayallerini aldığı gibi biricik dostunu da alıvermişti Filiz’den.
Ailesini düşündü birden. Nasıl da fark etmemişlerdi onu? Her gece sıcak yatağından soğuk kâbuslarla uyanmasını, titreyerek attığı çığlıkları neden sormamışlardı Filiz’e? Bunun cevabı onlarda saklıydı. Beyninde cevapsız soruların silsilesi zonkluyordu. Filiz anne ve babasına anlatmaya çalışsa da hapsolmuş mutluluğunu, dinlemeye koyulmaz başka önemli işlerde uğraşırlardı. Filiz umutsuzdu.
Umudunu yeşertmek için cennete göç eden arkadaşına mektup yazıyordu. Çocukluk yıllarında beraber yaptıkları çamurdan ekmekleri, ellerine sinmiş mürekkep kokusundan anımsadı. Güzel kokulu bahçelerden pastel boyalı çiçekleri, sahiplerinden izin almadan cesur bir yürekle kopartıp, kitapların arasında kurutmak ruhuna panzehir gibi işliyordu. Arkadaşından ayrılmamak için sırtına kadar uzanan siyah saçlarını, onunla birlikte berberde kestiriyordu. Yaşama tebessümlerini gamzeleriyle birlikte sunuyordu onunlayken. Ayna karşısına geçtiğinde onsuzluğun suratına işlendiğini görebiliyordu. Onlu zamanları aklına getirince, gezmeye götürüleceğini sezen köpekler gibi seviniyordu.
Ellerini saçlarına uzattı, Filiz. Saçları sırtına Karadeniz gibi usulca akıyordu. Aklına masum bir çerçevede yetişen çılgın bir fikir gelmişti. Odasından çıkıp anne ve babasının uyuduğundan emin olmak için onların yoksul odalarına bakındı. Anne ve babası uyuyordu; hoş, onlar uyanıkken bile uyurlardı. Ayakkabılarını ayağına çekip Bursa’nın şeftali kokan sokaklarına daldı. Saçlarını kestirmek için bir berber arıyordu gecenin aydın saatinde. Gökyüzünün geç saatlerinde sokak sokak berber arıyordu. Hüzne bürünen yeşil ayakkabılarının sesini sokağın başında bulunan, berber dükkânını kapatmak üzere olan bir esnafa işittirmeyi başarmıştı.
Hayatın izlerinin yüzüne vurulduğunu ve karamsar bulutların henüz bereketini dükkânına dökmediğini görmemek mümkün değildi, berberin. Dükkânının kapısını kilitlemek üzere iken kendisine doğru gelen genç kızı fark etti. Gecenin en karanlık saatinde sokakta ne arıyor, diye düşündü hasetle. Filiz, saçlarını kestirmek istediğini söyledi, soluk almadan. Yaşlı adam şaşırmıştı çünkü ilk defa genç bir kızın saçını berberde kestirmek istediğini görüyordu. Başına gelen bu olayı sabah işbaşı yaptığında esnaf arkadaşlarıyla geyik muhabbeti yapıp sebepsiz kahkahalar atabilirlerdi. Kendince güzel bulduğu bu kahkahaları düşününce Filiz’in saçını kesmeye razı oldu. Filiz uzun zamandır saçlarını berberde kestirmemişti. Küçük bir çocukken berber amcasına şöyle derdi, “Saçlarımın hepsini kazıt.”Şimdi de aynı duygularla aynı cümleyi kurmuştu yılların ustasına: “Saçlarımın hepsini kazıt.”
Adam ellerindeki makası saçlarına değdirmeye başladı. O sırada Filiz aynada mavi mavi bakan siyah gözlü çocuğu gördü. Bu çocuk, yıllar önce berber dükkânındaki aynalarda kaybolan Filiz’di aslında. Saçlarına atılan makas sesleri Filiz’i aynadaki erkek traşlı minik çocuğa benzetiyordu. Hissiz saçlarından kurtulmuş halini cennetteki arkadaşına göstermek için sabırsızlanıyordu. Saçlarını kesen berber ustasına teşekkür etti ve cebine sıkıştırdığı on lirasını uzattı. Berber dükkânından çıkıp evine yönlendirdi arkadaşına sadık adımlarını.
Sokak başındaki evlerin pencereleri ölü gözleri gibi ruhsuz boşluklara bakıyordu. Yaşlanmış apartmanları, toprağa saplanmış ayak izlerinin esmer simasını son bir kez daha gördü. Şeftali kokusunu istemsizce içine çekerek evine girdi. Anne ve babasını kontrol etti. Hala uyuyorlardı. Mutfağa doğru yöneldi, dolaptan mor spreyini çıkartıp odasına gitti ve kapıyı üzerine kilitledi. Odasında bulunan bütün kitapları bir araya toplayıp, sayfaların arasına gömdüğü feryatlarını tek tek çıkarttı. Yarım kalmış mektupların hepsini kendisi gibi üşüyen duvara yapıştırdı. En sevdiği kıyafetini giyindi, arkadaşının yanına temiz gitmek istiyordu. Mor spreyiyle mektuplarının üst köşesine iki kelime yazdı: hayaller ve umutlar. Neden sonra fark etti ruhunun üşüdüğünü. Arkadaşının ona armağan ettiği sandığından kibrit kutusunu çıkarttı. Okuyamadığı kitaplarının ortasına oturup bir kibrit çaktı. Masalların döşendiği odayı alevler döşemeye başlamıştı. Filiz kızıl akşamların derinliğine dalıyordu, kendisinden geriye iki kelimesini bırakarak. Arkadaşına ancak böyle kavuşabilirdi.Bir filizin daha solması böyle mi oluyordu? Güneş’in yeni günlere ümit vaat eden ışıklarıyla gözlerini açınca,  anne ve babası hala uyuyordu. Bugün ilk iş olarak Filiz’in mezarını ziyaret edecek, yarım kalmış satırlarını arkadaşına okuyacaktı.
Ve asla Filiz’in sonu gibi olmayacaktı onunkisi. Bu hikayeler için daha bir sürü yapması gerekenler vardı: yarım mektupları tamamlamak, üniversite okumak, anne olmak…



önceki eser / sonraki eser