Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: umut1292
Eser Sıra Numarası: 160221eser48



CEBİMDEKİ GAZOZ PARASI VE GELECEKTEKİ GÜZEL GÜNLERİM


Hayatı su gibi kaynağından içmiş ak sakallı dedeler, pamuk gibi nineler ve her yaşın güzelliğini içselleştirmiş orta yaşı henüz geçmiş ‘’genç felsefeciler’’... Hepsi ozan Horatius olmuş, adeta kendi “Carpe diem” sevincini yaşıyor gibiler.
Nedir onları bu ruh haline iten? Belki geçen yıllar, belki de gençliklerinde kendilerinde buldukları enerji ve hayal gücünün bir daha geri gelmeyeceğini olgunlukla kabullenmiş olmalarıdır herhalde. Peki, sorsak öğrenebilir miyiz onlara gençlikteki o enerjinin kaynağını? Gençlerin yaşadığı sayısız belirsizlik mi, sürekli değişip duran kararsız ruh halleri mi acaba?
Belki de bunların hepsidir biz gençleri yerimizde duramaz yapan şey. Öyle ki, babalarımız ve annelerimize baktığımızda gördüğümüz durağan ruh hali bir anda yok oluverir aynayı kendimize çevirdiğimizde.
Şair dizelerinde çok güzel açıklamış aslında o ruh halinin ne denli hafif ve kanatlanıp uçmaya hazır olduğunu:
“...İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk fark edişimsin
  Sen benim on yedi yaşımsın
  Yazlık sinemanın kapısında
  Saçları taralı bir oğlan,
  Cebinde iki gazoz parası,
  Gönlüne tarifsiz rüzgârlar dolan”
Gerçi bugünün gençleri olarak biz o denli kolay mutlu edemiyoruz kendimizi cebimizdeki iki gazoz parasıyla; ama yine de biz de zamanın gençleri gibi cebimizde taşıdığımız umutlar ile mutlu olabiliyoruz bir anda. Büyüklerimizin iyi niyetli telkinlerine rağmen sadece biraz daha teknoloji bağımlısıyız ve tüketimi reddedemiyoruz.
Şairin bizden daha şanslı olduğu konu ise bir gencin her zaman karşısında duran belirsizlik kıskacına bizim kadar çok yakalanmamış olması aslında. Öyle ya modern zamanların seçenek bolluğu içinde seçeneksiz kalmak da var. Bize sorarsanız oysaki aynılıktan, sıradanlıktan, istediğimize ulaşamamaktan hep mutsuzuz.
Bunların hiçbiri yine de gönlümüze dolan tarifsiz meltemlerin yarattığı hoşluğu yok edecek güçte değil. Öyle bir rüzgârdır ki bu, dönüş biletimizi alamadığımızda ıslak caddelerden yürüyerek evimize geldiğimizde bile yeni bir şeyi denemenin büyük mutluluğunu içimize taşır.
Dahası öyle bir rüzgârdır ki o, yenilsek de yenildikten sonra bizleri bir kez daha ayağa kaldıran enerjiyi taşır içimize ve rengârenk hayat uçurtmalarımızı süzer gökyüzüne. Gerçeği aramanın derdinde olmadığımızdandır belki de. Zira kurduğumuz düşlerin gün ışığında karşılığı var mıdır yok mudur hiç bakmayız.
Annem hep şöyle der bana, ‘’Yirmili yaşlarının ortasına kadar devam ederken sana hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir zaman diliminin başındasın kızım.’’ Belki ne dediğini duymanın ötesinde hissedemiyorum çoğu genç gibi ama zamanımı, babamdaki telaşla harcamadığımdan da belli ki benim şu an sonu olmayan bir ömrüm var. Yanılırsam düzeltirim, düşersem doğrulurum, kırarsam tamir ederim.
Gelecekte ne mi olacak? Lise bitince üniversite, o da bitince sevdiğim bir meslek peşinde bir yaşam. Hele bir öğrencilikten kurtulayım, gerisi kolay. Bazen geleceğime ait simli tablonun görüntüsü matlaşıyor elbet, ama bir büyüsü var ki bilmediğim yeniden ışıldıyor karşımda. Bir tiyatrocu oluyorum sahnenin içinde, bir uluslararası ilişkiler uzmanı oluyor, hayalimdeki ülkeleri geziyorum; ama bir şekilde boş kalamıyorum. Ben, hayata olumlu bakışını bana her fırsatta aşılayan bir baba ile başarının azimle mücadele etmekten geçtiğini inanan bir anneye sahibim. Yine de onların beni her konuda yönlendirmelerine istesem de razı olamıyorum. Dahası bile bile de olsa onların da bir zamanlar yapmış oldukları hataları tekrar etmekten çekinmiyorum.
Neden mi? Kendimde kendimi ararken bulmayı arzu ettiğim sayısız özelliğe kavuşabilmem için başka bir seçeneğim yok. Belki hayat bana sadece büyüklerim tarafından denileni yapmamla çok daha kolay olabilecekken, ben gidiyor ve belirsizlikleri bir kat daha artırırcasına hatalar yapıyorum.
Biliyorum, hata bile olsa yaptığımın benim olmasından dolayı mutluyum ve dahası bir gün geldiğinde annemin benim için söylediklerini kendi çocuklarıma söylerken istemsizce gülümsediğimin hayalini de kuruyorum.
Yalnız kendim için bakmıyorum yarınlara. Elbet sakinleşecek olan bu kül rengi gökyüzünün altında elimdeki şemsiyemle bekliyorum tüm toprak kokusunu. Bekliyorum umutsuz insanlar gibi; yurdu parçalanmış çatısı olmayan evsizler gibi, oyuncağı kırılmış yaralı bir çocuk gibi…  Bu insanları içimde yaşarken içimdeki efsun bir anda kendini dışarıya atıyor; fakat bu hâl kendimi derinliklerinde kaybettiğim her insanın girdabından çıkarıyor ve melankolik halimden kurtuluyorum. Sonra bitmesini beklediğimiz o sağanak aniden yağmur olup zamana dökülüyor ve işte o zaman bereketli ve mutlu günler bizim oluyor; çünkü büyük insanlık umutsuz yaşayamıyor.




önceki eser / sonraki eser