Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: tugska1600
Eser Sıra Numarası: 160222eser38




UMUDUNU ÖZGÜR BIRAK
   Hayat göründüğünden daha zor iken bu genç yaşımızda en basit düşüncelerimizde bile geleceğe karşı bir belirsizlikle bakıyoruz. Bu belirsizlikler yarın yapabileceğimiz planlar, sosyal ilişkilerimiz vb. olabilir. Bu kadar basit düşünceler bile kafamızı yastığa koyduğumuzda bizi uyutmuyorsa, tüm hayat şartlarımızı değiştirebilecek yarınlara nasıl umutla bakabiliyoruz? Hayatımızda bu dengeyi nasıl kurabiliyoruz? Bence insan ilişkileri cambaza benzer. İpin iki tarafının tutulması birbirlerine bağlılıklarını, cambaz ne kadar rahat hareket edebiliyorsa o iki kişinin güvenini belli eder. İşte bu fani hayattaki insan ilişkileri o kadar hassas ki şuan Türkiye’nin bulunduğu durumu göz önüne getirirsek iki kişinin yapacağı hata tüm ulusumuzu etkileyebilecek düzeyde olabilir. Biz bu düşüncelerimizle yarınlara umutla bakabileceğimiz bir şey kalmadığını düşünüyoruz. Fakat bunun doğru olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunu bildiğimiz halde neden umutsuzluğa inanıyoruz? Kaçmak, kendimizi korumak ya da hayatımızı değiştirmeye başlıyoruz?
    7 milyardan fazla insanı içinde barındıran şu küçük dünyamızda zengin, fakir ayrımı olmadan herkes bir sorun içerisinde debeleniyor. Hepimiz ayrı hayatlar, olaylar, davranışlar içinde bulunuyoruz. Saniyelerle hayatlarımızı değiştirdiğimiz davranışlarımızla ya da değiştirilen davranışlarla umutsuzluğa gidiyoruz. Küçük yaşta cinsel istismar, cinsiyet seçimi, küçük yaşta evlendirilme, savaş sonucunda oluşan göç, şehitlerimiz, yanlış anlaşılmalar sonucunda oluşan etiketlenme vb. gibi olaylar her bireyin hayatında en az biri olabilecek, saniyelik yaşantımızda karşımıza çıkma ihtimali olan olaylardır. Başımı yastığa koyduğum benim başıma gelseydi ne yapardım dediğim olayı paylaşmak istiyorum.
  Doğu, batı farketmeksizin küçük yaşta evlendirilme her yerde mevcut. Özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde karşılaşılan toplumsal bir sorundur. Bazen, babası, hatta dedesi yaşındaki adamlarla başlık parası yüzünden evlendirilir bu küçük kızlarımız. Bu kızlarımız hem fizyolojik hem de psikolojik olarak bir yükün altına sokulurlar. Gidecekleri kişinin bazen üçüncü karısı olur, bazen de adamın şiddetini çekecek, sekizli yaşlarında doğum yapacak, çok nüfuslu bir evin bakımını sağlayacak, ayrıca cinsel olarak hizmette edecektir. Okuduklarıma göre bir çocuk bunları kaldırabilecek ne fizyolojik nede psikolojik yapıdadır ve bu yüzden erken yaşlanırlar, çok sayıda fiziksel hastalığa yakalanırlar. Sizin kafanızda bir düşünce bırakmak için onların ağızından yazılmış birkaç cümle yazmak istiyorum. “10 yaşımda gelin gittim Gaziantep’e. Fırına giderken çocuklar beni kovalar ‘küçük gelin’ diye bağırırlardı. Kaynanam beni döverdi. Ekmek vermezdi. Ekmek yaparken karnıma bıçak soktu. Sonra kapıyı kilitleyip çıktı”. Yani hiçbir hakka sahip değil eziliyor, dövülüyor ve bunu tek bir kişiden görmüyor. “14 yaşımda anne oldum. 17 yaşında evlendim. Genç kızlara bakar özenirdim. Sokakta mahallenin genç kızları toplanmış oyun oynuyorlar. Balkondan izliyorum. Kızım 3 yaşındaydı. Eşim oyun oynayanlara nasıl baktığımı görmüş. ‘Oynamak ister misin’ dedi. O kızımıza baktı. Ben gittim oynadım, eve geldim”. Bir daha yaşamayacağı çocukluk dönemini annelik yükü altında geçirmiş.  Küçük bedenlerine kadınlığı giydirebilen bu kızlarımız umut hakkında ne düşünüyordur? Aklımdaki soruya bir fikir bulabilmiş değilim. Yaşamadan bilemeyebilirsin bu olsa gerek.
Hepimiz dünyaya bir kere geliyoruz ve bu yaşamımızı en iyi şekilde yaşamak istiyoruz. Çoğumuz genç yaşımıza bakmadan hayata karşı yılmadan yolumuza dimdik devam ediyoruz, geleceğimizi kararlaştırdığımız halde yarını bilmeden yaşıyoruz. Şuan kafanızdaki düşünceleri silin ve düşünün, elindeki imkanları umuduna bağlayabildin mi? Sana umut veren insanların düşüncelerini hayatına aktarabildin mi? Sanırım benim umudumu yarınlara bağlayan ailem. Özellikle babamla baş başa konuştuğumuzda elimdekileri nasıl umuduma bağlayabileceğimi öğreniyorum. Hiçbir insanın başından geçen olayı yaşamadan bilemeyiz. Ben bulunduğum ortamdan dolayı babamın yaşadığı zorluğu hissederek anlamaya çalıştım. Bana dediği en güzel söz ‘cebimde 10 lira bile olmadığı halde senin geleceğine umutla bakarak kendime yeni kapılar açtım’. Umudumu başka insanlarda da bulabileceğimi öğrendim.
Geçmişten günümüze gelen en güzel umut olayını sizinle paylaşmak istiyorum. Osmanlı döneminin yıkılmasına doğru içimizden, bizden, halktan biri çıktı. Ulu önder Atatürk. Umudunu halkına bağlayarak bizimle beraber yeni bir yurt kurdu. Elinde ne bir para, güç, silah olmaksızın bütün dünyaya karşı milletle göğüs gerdi. Bağımsızlık adına birçok söz söyledi. ‘Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır’. Ben Türk ulusunun geçmişine bakarak şunu söyleyebilirim. Her karanlık gecenin bir gündüzü vardır. Her olayın bir beyaz sayfası her beyaz sayfanın bir lekesi vardır.
  Benim yaşlarımda ve hayat şartlarında bir zorluk yaşamaksızın yaşayan arkadaşlarımın bence geleceğe umutla bakmaması için bir sebep göremiyor. Bizler geleceği değiştirecek, Türkiye’ye beyaz sayfa açtıracak bireyleriz. Öyle ki her istediğimiz yapıldığı hayat şartlarımız en üst düzeyde olduğu bu zamanda gereksiz düşünceler kafa yorulmasına karşıyım. Bizim hayatımızı yaşamak isteyen küçük gelinlerimiz, mülteci kamplarında yaşan kardeşlerimiz, yeni hayat kurmak için kaçıp tekne alabora olup denizde vefat eden yaşıtlarımız. Biz kendi hayatımızı nasıl daha iyi kullanırsak geleceğe karşıda umudumuz o kadar çok güçlü olur. Oku, bize verilen ilk emirdir. Oku ki toplum içinde bir birey ol ve kendi umudunu değil toplumun umudunu değiştir. En ufak şeylere üzülmeyin, ağlamayın, şükrederek yaşayın. Korku seni mahkum eder, umudun seni özgür bırakır.


önceki eser / sonraki eser