Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: sem1701
Eser Sıra Numarası: 160120eser01


UMUDUM TARİHİMDİR
  Umut, bizi hayata bağlayan, nefes almak kadar önemli bir unsurdur. Umut, her zaman geleceğe beyaz bir sayfa açmak ve o sayfayı güzel güzel hayallerimizle süslemektir. Çoğumuz, özellikle de biz gençler, o sayfaları şekillendirmeyi ve tam bitti derken yeni bir sayfa açmayı çok severiz. Bu yeni sayfalar hepimizin yüzünde bir kayık inşa eder. Yani bir nevi umut, mutluluğumuzun anahtarıdır.
 Peki bizi, geleceğe umutla bakan biz gençleri her zaman beyaz bir sayfa açmaya iten nedir? Her zaman geleceğe parlayan gözlerle ışıl ışıl bakmamıza neden olan? Etrafımızda karamsar, gelecekten medet ummayan birçok arkadaşımız varken ve daha yarınımızın ne olacağını bilmezken nasıl mutlu olmayı beceriyoruz?
  Hepimizin umutlarının kaynağı farklıdır. Kimisi için bu umudun sebebi annesi veya babası kimisi için ulaşacağım dediği bir hedef kimisi için hastalığının tedavisi hakkındaki bir gelişmedir. Örneğin kanser için DNA onarım çalışmalarından son dönemde ortaya çıkan ve bilinen kanser türlerinin yüzde otuzundan sorumlu tutulan Ras proteinlerini durdurmanın yolunun bulunması kanser hastaları için bir umut kaynağıdır. Ve bu umut kanser hastalarının yaşama sevinci ve tutkusunu kazanmasına bir nebze de olsa ışık tutar.
  Belirtilen bu örnekler gibi umut kaynakları olarak sayabileceğimiz yüzlerce neden vardır. Benim geleceğe umutlu gözlerle bakmamın nedeni ise: Tarihimdir.
 Tarihin tozlu sayfalarına adını altın harflerle yazdıran, emperyalist devletlerce kuşatılmış ve çökmüş bir imparatorluktan, bütün dünyaya nam salmış bir kurtuluş mücadelesiyle Türkiye Cumhuriyetini çıkaran Türk ulusumun yazdığı bu tarih benim onurum ve umudumdur. Kuvayı Milliye'min, subaylarımın, on beşlilerimin ve kağnılı kadınlarımın hepsi benim cesaretimin ve azmimin kaynağıdır. Hayatta olabilecek ve karşılaşabileceğim her türlü zorluğa karşı dik durmam, yılmamam ve asla yıkılmamam için bana şanlı tarihimden çok büyük bir örnektirler. Onlar yağmur, çamur demeden cepheye cephane taşıyan, yaşım demeden ben de savaşacağım diyen ve hepsinden önce vatanım  da vatanım diyen insanlardır.  Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın kazanılmasında büyük bir kararlılıkla savaşan ve hiçbir şekilde olumsuz bir düşünceye yer vermeyen bu insanlar, benim geleceğime ışık tutan Atalarımdır.
  Şanlı tarihimde umut kaynağım olan en büyük insan ise Mustafa Kemal'imdir. İngiliz tarihçi Thomas Fuller'in bir sözü vardır, bana her zaman Mustafa Kemal'i anımsatır, "Büyük umutlar, büyük adamlar yaratır." Mustafa Kemal'imin de büyük bir umudu vardı: Türk ulusu. Ve o ayağa kalktığında asla oturtamadığı ulusuyla İnönü'de, Sakarya'da, Başkomutanlık'ta düşmana geçit vermedi, tam bağımsız ve milli birlik ilkelerini esas alan Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Daha sonra teker teker ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak olan eğitim, sağlık, tarım, sanayi, sanat, spor gibi birçok alanda devrimlerini gerçekleştirdi.
  Ülkemizin 1938'den sonraki yıllarına baktığımızda ise özellikle de son yıllarda uygulanan yanlış dış politika uygulamalarıyla ödün verdiğimiz 'tam bağımsızlık', yanlış iç politika uygulamalarıyla ödün verdiğimiz 'milli birlik' ve yine yanlış eğitim politikalarıyla ödün verdiğimiz 'milli eğitim' ilkeleri yeni neslin ve ülkemizin geleceği için tehdit oluşturmaktadır. Çünkü bir ülke için hayati tehlike arz eden Tam Bağımsızlık ilkesinin yok olması demek başka bir ülkenin boyunduruğu altına girmek demektir. Ve bu zamanla ülke bağımsızlığının tehlikeye girmesine belki de daha sonraki dönemlerde  yok olmasına neden olur. Tam bağımsızlık ilkesiyle anlatılmak isteneni ulu önderimiz bir sözünde çok net bir biçimde açıklamıştır, "Tam bağımsızlık denildiği zaman tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri  vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik kast olunmaktadır." Milli birlik ilkesinin tehlikeye girmesi demek ise ülke halkının ayrışması ve vatan toprağının bölünmesi demektir. Bu hem ülkenin parçalanmasına hem de dış ülke tehditlerine karşı bir birliğin sağlanamamasına neden olur. Ve bu da daha sonraki dönemlerde bir ülkeyi yok olma tehlikesiyle baş başa bırakır.
  Diğer iki ilke kadar önemli milli eğitimin emperyalist devletlerin eline geçmesi demek de, ezberci bir eğitim sistemi  ve buna bağlı olarak düşünmeyen, sorgulamayan öğrenciler demektir. Ve bizim eğitim sistemimizin yabancı devletlerin eline geçmesiyle ezberci eğitim sisteminin içine dahil olmamız kaçınılmaz olmuştur. Çünkü bizlerin emperyalizme karşı ilk başkaldırı gösteren komutan olan Mustafa Kemal'in evlatları olduğumuz bu devletler ve ülkemizce bilinmektedir.
  Biz, mevcut sistemin nesli olarak kabul ediyorum ki çok şanssızız. Yaşamımızın uzun bir bölümünü kapsayan eğitim sürecini maalesef ki ağır bir şekilde yaşıyoruz. Ve buna ek olarak da kabul etmeliyiz ki olması gereken bir eğitim - öğretim anlayışı ile değil. Etrafımızda ileriki yıllarda istediği mesleği eline aldığında sahip çıkılmayacağız diyerek mesleğini değiştiren (değiştirmek zorunda olan) birçok arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımızın yanında istediği mesleğin peşinde koşan da var elbet fakat sonra diplomalarını ellerine aldıklarında gelişmiş ve kendi mesleklerine sahip çıkan bir ülkeye koşarlar. Beyin göçü!
 Evet, tekrar söylüyorum ki çok şanssızız. Peki geleceğe hala nasıl umutla bakıyoruz? Kendi adıma, bunun bendeki tek nedeni tarihimdir. Eğer ülkemin yanlış politikalarının farkındaysam ve vatan hassasiyetine sahip bir insansam, bu yanlışları düzeltecek olan da benimdir. Eğitim sistemini değiştirecek, ülkemin aklın ve bilimin ışığında ilerlemesini, tam bağımsızlık ve milli birlik ilkelerinin tekrar kazanılmasını sağlayacak olan kişiyimdir. Evet bunlar çok zorlu görevler fakat benim önümde bunları başarmış olan ve bunu daha zor şartlarda yapmış olan bir liderim, Mustafa Kemal'im var. Onun bütün ümidi bizde.
 Bütün olumsuz şartlara rağmen hala umutluyum ve umudumu ondan ve Milli Mücadele'mizden alıyorum. Onlar yaptı ise ben de yaparım, bizler de yaparız diyorum. Çok çalışıp hem ülkemizin kaderini kurtaracağız hem de aklın, bilimin ışığında milli duygularla bezenmiş nesiller yetiştireceğiz. Belki tek kalacağız, belki de tek kalacağım ama o zaman da ne söyleyeceğimi ve ne yapacağımı biliyorum:
  ''Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elmadağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire içerken ben de hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum!''               -   Mustafa Kemal Atatürk



önceki eser / sonraki eser