Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: sahmeran0426
Eser Sıra Numarası: 160216eser05




GÖKKUŞAĞININ KUBBESİNDE BİR BEZ BEBEK

Hayat…  O, herkesin karşısına farklı köşelerden, farklı karakterlere bürünüp çıkar. Bazen bir öğretmen bazen masum tebessümlerin sahibi olan bir çocuk, bazense bizi hüzne boğan, ölümümüze bıyık altından gülen bir ifrit. Bu yüzden hayat,  mutlulukları da kucaklatabilir, hüzün de yağdırabilir bazen de sahte parantezler açabilir, şaşırtır. Her duyguyu istediği zaman yaşatabilecek kadar kuvvetli ve bir o kadar da bizi her hareketiyle düşündürebilen hayat, bizden bir şey istemektedir. Bu da ayakta kalabilmekten başka bir şey olamaz. Ayakta kalabilmek yaşadığımız bu dünyada iyimserlikle ilgili bir meseledir. Dünya sürekli dönüyor ve insanların binlercesi saniyede dünyaya ‘’Merhaba!’’ derken bir o kadarı da hayata veda ediyor hem de arkalarında yürek burkan feryatlarla, acı dolu gözyaşlarıyla… Peki dünyaya bakın? O hala dönüyor. Kimseye umursamadan, acılara sırtını dönüp onları yok sayarak. Çünkü biz insanlar acı çeksek de yaşamaya devam edeceğiz.  Durum böyleyken ben karamsarlığın en koyu tonunda kaybolmuş olsam da hayat devam edecek. Herkes hayatını mavilerle, sarılarla, kırmızılarla süslerken ben neden karanlığın içinde kaybolup hiçleşeyim ki üstelik karanlıktan köşe bucak kaçarken. Herkesin hayatında yaşadığı acılar var, tıpkı benim gibi. Kötü düşünüp hayatımı cehenneme çevirmek, yaralandığım için elime bir kazma kürek alıp karanlıkta kendime mezar kazmak gibi. Kimse acı istemiyor, evet. Herkes mutluluk peşinde ama biliyorum ki biraz yağmur yağmadan gökkuşağı olamaz.  Göğsümdeki ağrının ardı baharken kötümser olmak ömrümden bir çalıntı. Hayat bu kadar tazeyken ve güzel kokarken… Hayatı eziyet değil de bir çocuk olarak gördüğümüz gün belki dünya daha güzel sonlar görecek. Evet, hayat bir çocuk gibidir, onu güldürebilecek tek oyuncağın iyilik ve iyi niyet olduğunu anlayınca mutluluk kaçınılmaz olacak.

Ben hayat denen çocuğu güldürebileceğimi fark ettiğim gün yağmur yağıyordu, sırılsıklam olmuştum ve parmak uçlarıma kadar karanlığın tüm soğukluğunu hissediyordum ama sıkıca tuttuğum bez bebeği yağmurdan korumaya çalışıyordum, sanki ıslanırsa o da üşüyecekti. Kafamı çevirip etrafa baktığımda diğer insanların da ben gibi olduklarını ve benden daha iyi durumda olanları gibi daha kötü durumda olanlarını da gördüm. Hep düşünüyorum herkes ıstırap çekerken neden hiç kimse elindeki oyuncağının farkında olamadı. Gece güneşini kaybettiği gibi onlar da içlerindeki çocuğu kaybetmişlerdi. Hâlbuki ellerindeki sadece sıradan bir oyuncak değildi, kurtuluşun ta kendisiydi. Madalyanın diğer yüzünü görememişlerdi. İşte o gün başıma her şeyi fark etmeme sebep olan bir musibet gelmişti. 

O günü anlatmaya ne zaman kalksam dilim tutuluyor kalemim kırılıyor. Arkadaşlarımın sesleri kulağıma geliyor, ağlayışlarını silik silik hatırlayabiliyorum. Her şeyin bittiğini söylüyorlardı. Gerçekten de her şeyin bittiği düşüncesinden kendimi alamıyordum. Hala o hareketime şaşırıyorum ki arkadaşlarımı kollarından tutup uyarıcı bir ses tonuyla sessiz olup sızlanmadan iyi şeyler düşünmeleri için kendilerini uyarmıştım. Lakin onlar anlamamışlardı bir de üstüne bu kadar rahat olabildiğim için bana söylenmişlerdi. Bir yandan da imrendiklerini yeni yeni öğrendim.  Hâlbuki rahat değildim, sadece iyimserdim. Aklıma eskiden yaşadığım kötü olaylar gelmişti onların elinden sadece feryat etmek gelirken. O günler geçtiyse buda geçerdi. İyi geçer, kötü geçer ama mutlaka geçer; oyuncağınız elindeyse.  O gün de geçti. Hem de zararsız ve mutlu bir şekilde geçti o gün çünkü ben oyuncağı o küçük çocuğa geri verebilmiştim. Ve o gün hayat bana gülmüştü. Bu gülüş buhranların arkasındaki sırdı. Belki de onlar da sonunda elindeki oyuncağın bir çocuğun gülümsemesi için yeterli olduğunu anlamışlardı. 

Başıma gelen her şeye belki de direnemedim, daima ayakta kalamadım, her zaman gülemedim ama iyimser olmayı öğrendim. Güçlü olmak için, pes etmemek için. En büyük hayalim bir yazar olmaktı. Bu istek bu küçük hırs bana hep kalkan oldu ve olacak. Bir de avuç içlerim var. Onları göğe açtığımda hayat şöyle bir gözlerini kısar, bu içtenliğimden bir öğretmen edasıyla göğsünü gererek gülümserdi. O çocuk yeri geldi öğretmenim, yeri geldi düşmemi isteyen bir yabancı, yeri geldi babam oldu. Nasıl gözüktüğü önemli değildi, benim nasıl baktığımdı önemli olan. Belki başkalarının hayatında farklı kişiler olacak ama kim olursa olsun o oyuncağından vazgeçmeyecek, ben de vazgeçmeyeceğim.  Hayatın her hamlesine karşı bir hamlem, avuç içlerim, kocaman bir kalkanım, hayat ile paylaştığım o bez bebeğim, yağmur sonrası gökkuşağından gizlice aşırıp hayatıma kattığım renklerim olduğu sürece ben hep iyimser kalacağım.


önceki eser / sonraki eser