Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: rüzgar2016
Eser Sıra Numarası: 160219eser18



  UMUT SAPAĞINDA İNECEK VAR!
Hayatımdaki bütün olumsuzluklara rağmen yılmıyorum. Çünkü “hayat” adını verdiğimiz dengesiz yaşam biçimine karşı ayakta durmayı öğrendim. Güçlü görünmeliyim. Görünmek zorundayım. Gülüşlerimin arkasındaki yaraları sarmayı, suskunluğumun arkasındaki sebepleri umursamamayı, kalabalığın içindeki yalnızlığımı saklamayı öğrendim. Kimseye açamadığım konuları içime atmayı, kimseye söyleyemediğim şeyleri yutmayı öğrendim. İyimserim, Polyanna düşüncelerimle mutluyum. Umutluyum yarınlara. Çünkü kararlıyım-birazda inatçı- kolay pes edemem mesela. Hayattan çok beklentim var. Bunlar için çabalıyorum. Hem de çok çabalıyorum. Nasıl bir anne, yavru kuşuna ne olursa olsun yemek bulup onu besliyorsa koruyorsa, ben de hayallerime annelik yapıyorum. Onları besliyor, onları koruyorum, onlardan zinhar vazgeçmiyorum. Bazen tek bir ağaç, tek bir çiçek benim umudum oluyor beni peşi sıra sürüklüyor peşinden. Mutlu ediyor beni, yeniden katıyor hayatın sevincine. Mesela güneşin doğuşunu, benim yeni, başarılı bir güne başlamam için bahane ediyorum. Güneşi kimi zaman bir babaya benzetirim. Bedeni büyüktür, üzüldüğümde kollarında derman bulabilmem için beni avutur. Her an hayattaki her şey mana katarım. Mutlu yaşamak için umut ederim.
       Umut; düş gücü, gelecek başarılarımızın kılavuzu… Hayatın çetin imtihanlarında, düştün mü, onlarla kalkarsın. Umutla baktım mı evrenin bütün güçlü anahtarları senindir artık. Tüm fırsatları görürsün. Bana göre fırsatlar, arabada yolculuk ederken etrafı seyretmek gibidir. Sağa bakarsan soldaki şeyleri kaçırırsın, sola bakarsan sağdakileri...  Umut etmediğinde etrafını fark etmezsin. Sağ ve sol yandaki hiçbir şeyi göremezsin. Hatta yolculuk da senin için hiç başlamamıştır.
       Yolculuklarımızda takılır, düşeriz hayatta. Ağlarız, haykırırız, çığlık atarız bazen sessizce. Bazen kendimizi sorgularız. Umudumuz kırılır, biçare dolanırız. Hemen aklımıza bir şarkı sözü takılır sevinci tazeleyen: “Olacak duam sensin…  Çocukluğum, umut filizleri dönemim. Bir tohuma nasıl bakarsan öyle fidan olur, öyle yeşerir. Ve umut. Tek sözcük, dört harf. Yazarken kısa. Yaşarken, hissederken devasa…
     Umut ekmek, gelecek için emek biraz da.  Başucu öğüt kitabı. Onu iyi yerde muhafaza etmeli. Tüm insanlık bunu yaparak günümüze kadar varsıl olabildi. Bu güne kadar hayatta kalmış insanlık, bunun en güzel somut kanıtıdır. Umut kırıntıları olmasaydı eğer bunca savaşlara, acımasızlıklara, katliamlara nasıl dayanır, nasıl katlanabilirdi insanlık? İngiliz hapishanesinden çıkarılıp Avusturalya’ya götürülen azılı insanlık düşmanları Avusturalya yerlilerini, -Aborjinler’i- katledip ocaklarını söndürdüklerinde bile hayatta kalanlar mücadeleye devam etmedi mi? Ya da keşfedilen Yeni Kıta’da uygar dünya insanları (!) insanlık dışı katliamları Kızılderililere yapmadı mı? Tüm savaşlarda, yıkımlarda, ölümlerde yarına kalma, yaşama bağlanma umudu yok mudur? En büyük yıkımlar bile umudun yeşermesine mani olmaz, olamaz.
  Kalanlar için umut bitmez. Her doğan yeni günle insanlık umut etmeye, umutlarını yeşertmeye devam eder. Yaşam bir maratonsa umut, kilometre taşıdır çünkü. Pusulası insanın. Ereklerinin tasarı. Devinimin, döngünün, yaşamın enerjisi. Umutsuzluk; kuraklığı insanın, solması, hayat denizinde boğulması, ölmesidir ancak.
    Her sonun bir başlangıcı vardır. Ölümden sonra bile hayat olduğuna inanan milyonlarca insan var.  Öyleyse yaşadığımız dünyada hiçbir zorluk umudumuzun bitmesi için bir neden olmaz.  Umut, beklenti, hayat bitmez. Bunlar bittiğinde biz de aslında orda bitmişizdir. Umut, kaybolmaz. Yolunu bulur insanda. Nazım Usta’nın dediği gibi :
“Ve güneş doğarken hiç umut yok mu?
Umut, umut, umut… Umut insanda.”


önceki eser / sonraki eser