Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: puder1881
Eser Sıra Numarası: 160222eser36




          YAŞAYABİLME SANATI
Güneş her gün aynı yerden doğup batsa da hepimiz aynı sıcaklığı hissedemeyiz. Dalgaların dili hep aynı olsa da hepimiz aynı şarkıyı duyamayız ya da bir kuş uçtuğunda kanatlarındaki umudu hepimiz yakalayamayız. Sevgi öylesine tamamlayıcı, yaşamak öylesine güzelken neden hepimiz hayatı sahiplenemeyiz?
Yaşayabilmek hayatı yorumlayabildiğimizce, bugündeki dünün gölgelerini yarının ışıklarıyla yok ettiğimiz sürece mümkündür.Bir simidi can yoldaşıyla paylaşırken , bir çocuğun gülüşündeki saflığı hissedebilirken,bir şiiri hayatına  sindirirken yaşar insan. Sevince, sevilince, gülünce, güldürünce yaşar ve yaşatır insan.Her güne dünyaya gözlerini ilk kez açmışcasına heyecanla,umutla ve sabırla başlayabildikçe,bulutlarla perdelenmiş güneşin ışıltılarını teninde  hissedebildikçe yaşar. Gökyüzündeki yıldızlardan birini seçip benim diyebildikçe, bastığı toprağın kokusunu solunda ve soluğunda taşıyabildikçe, denizin rastgele bir mavisinde kendini bulabildikçe,hayatı sahiplenebildikçe yaşar.Güneşi düşüncelerinin aydınlığı ölçüsünde yükseltir ,günü istediği sürece var eder insan. Yanından geçtiği ağacın yeşilini,uçurtmaların bir çocuk yüreğinde yarattığı tarifsiz duyguları, yağmurun ardında bıraktığı tatlı koşuşturmayı,bir gazoz kapağının araladığı sonsuz sevgiyi,salçalı ekmeğin verdiği çocukça lezzeti,titreyen kirpiklerdeki yıldız tozlarını,beyazlaşan saçlarda kışı ,bir gözbebeğine saklanmış galaksileri fark edebildikçe gününü gün eder. Mutluluğu bir sonuç değil, bir amaç olarak hafızasına kazıdığında yaşamın tadına ve kendine has yoğunluğuna erişir . Bir kez tadını aldığı yaşamın sürekliliğini ister; bu yüzdendir ki insan her güne yeni umutlar eker. Geceyi kovalayan yeni günün, yinelemeyen günlerden olacağına duyduğu inançla uyanır ve sarılır dünyaya.  Bir önceki akşam yuttuğu kuru ekmeğin daha tazesini bugün evine götürebilme,çocuklarına alamadığı pamuk şekerin yerini doldurabilme, elindekinin azlığına inat çokça,doluca yaşayabilme umuduyla her yeni güne yine ve yeniden başlar.   Sanmayın ki gözyaşları, acılar ve kayıplar  uğramaz insanın kıyısına. Sanmayın ki hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, aksilikler diken olup çıkmaz bastığı topraklarda. Sanmayın ki bir hüzün bulutu geçmez yıldızının  üzerinden. Sonuçta insandır,yolu elbet acıya kıvrılır. Elbet insan da kahvenin acısını içer,bir metrede bin metre koşan atından düşer,doğru bildiği yanlışları çok sonradan görür,darbelerin en kötüsünü can evinden alır. Canı yanar,yaralar alır,kendini yeni korkuların eşiğinde bulur ve karanlığı görür.Adımlarını bilinmezliğine atar,içindeki ardı arkası kesilmeyen boşluğu kapatmaya çalıştıkça dibine düşer,geceyi omuzlarında bir yük gibi taşır.
Canı yandıkça kahkahanın, korkular edindikçe cesurca ayakta durmanın ve karanlığı gördükçe ışığın  kıymetini anlar ve asla ne kendini bulduğu mavisinden ne bastığı toprağından ne yıldızından vazgeçer. Canı yanınca gülebilmeyi, korktukça cesur olabilmeyi, karanlığı gördükçe ışığa doğru koşmayı öğrenir. Yine karanlıkta kalmamak için bir ışık işçisi olur ve gününü aydınlatmak adına yarınların fenerlerini yeni umutlarla tutuşturur. Dün öğrendiklerini bugün kullanarak yarını var eder insan. Her ne olursa olsun yarınını var etmeye ve hayatı sahiplenmeye devam etmelidir; çünkü yaşam onun için alabileceği en büyük hediyedir bir kuştan , bir dalgadan, bir ekmek kırıntısından.
Yaşamın renklerini günyüzüne çıkarmak, daima yeni ışıklarla hayatın sonsuz güzelliklerinden birini bulmak ve anlamlandırmak,hayatı sahiplenebilmek,var olmaktan öte yaşayabilmek,bize hediye edilmiş olan yaşamı her anımızda hakkıyla yaşayabilmek ve sonlandırmak,bu sayede sonsuzluğa ulaşmaktan öte ne olabilir ki?