Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: naz1234
Eser Sıra Numarası: 160221eser42



ANLAR
Kulaklığımdan yükselen Hey Jude şarkısı eşliğinde düşünüyorum, iki yıl önce okuduğum yazıyı . Yazıda yaşamın aslında doğum ve ölüm tarihi arasına atılan kısa, ince bir çizgiden ibaret olduğunu ve bu nedenle bize büyük gelen sorunların öldüğümüzde birer nokta olup o çizgiye konacakları yazıyordu. Bu yazı beni yaşamı derin bir sorgulamaya itti. Gidilen onca mezarlık, yasını tuttuğumuz onca insan varken biz nasıl oluyor da o kısa çizgiyi hiç fark etmiyoruz? İlk acı, ilk aşk, ilk sözcük, ilk üzüntü ve daha milyonlarca ilk, o çizginin içindeyken biz nasıl o çizginin yanından geçip gidebiliyoruz ve daha da önemlisi günü gelince hayatımızın bu kadar ince bir çizgiye konacağını bile bile neden küçücük sorunları gözümüzde büyütüyoruz. Karamsar düşünmenin bir çeşit kaçış olduğunu düşünüyorum. Devam etmeye cesaret edemeyenlerin uydurduğu bir kaçış yöntemi. Karamsarlık adı altında, yüzleşmeye cesaret edemedikleri sorunları daha da büyüterek bir rafa kaldırıyorlar ve işin garip tarafı karamsar olarak nitelendirdiğim bu insanlar sorunlarla en çok yüzleşenlerin kendilerini olduklarını zannediyorlar.   
Sorunlarla yüzleşmek, sorunlara her defasında yeni  problemler eklemek ve kenarda durup sadece olumsuz yargılar büyütmek cümlelere, onların daha da büyümesini izlemek değildir. Sorunları rafa kaldırmadan anında çözmek ve her biten günün arkasından yeni bir günün doğacağının bilincinde olmaktır. Ben bugün ve doğacak her yeni gün için umutluyum. Yağmurlu bir günde yağmurdan kaçmak için girdiğim sahafta elinde Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Gabriel García Márquez tutan insanlar için umutluyum, kulaklığından gelen Amy Winehouse’un sesi bütün otobüsü kaplayan o çocuk için umutluyum, sıcak bir yaz gününde elinde kalan suyu köpeğine içirmeye çalışan o çocuk için umutluyum, plağından Nina Simone mırıltıları gelen o adam için umutluyum, keman sesleri eşliğinde sevgilisine evet diyen o kız için umutluyum, büyüyünce avukat olup tecavüze uğramış, dövülmüş, hırpalanmış tonlarca kadının haklarını korumak isteyen o çocuk için umutluyum, Hotel California’yı açıp sabaha kadar şarkıdaki biten aşka ağlayan o kız için umutluyum, yarınını düşünmeden ülkesi  için savaşan askerlerimiz için umutluyum, havaalanında gözleri yaşlı oğlunu uğurlayan anneler için umutluyum, sevgilisinden ayrılıp kendini hırpalamış ve sonra kendine yeni bir sayfa açmayı akıl etmiş o kız için umutluyum. Yarınlar için umutluyum. Ve eğer umutlarım beni iyimser bir insan yapıyorsa, iyimserim. İyimserim çünkü yaşıyorum. Zamanı hızla akıp giden bir kavram olarak değil de her saniyesi bize sunulan bir fırsat gibi görüyorum. Saniyeleri değerlendirmek bizim elimizde. Kader beynimizin bizi aldatması sonucu oluşan bir kavram. Zamana karşı kendi kaderimizi yazıyoruz her seçim bizi başka yollara sürüklüyor. Bu yollarda devam etmek veya yol değiştirmek yine bizim elimizde. Yani aslında kendi ipimizi kendimiz tutuyoruz. Hangi yöne savrulmak istersek o yöne götürüyor bizi rüzgâr. Aynı zamanda “Kelebek Etkisine” de inanan biriyim. Bu- gün burada yapılan bir hareket veya söylenen bir söz başka bir yerde bir insanın yaşantısını olumlu veya olumsuz yönde değiştirebilir. O zaman karamsarlığı bir kenara bırakıp iyimser olmak, kendimizle yüzleşip sorunlarımızı çözebilecek bilince sahip olmak, en mantıklısı. Yaşam bu kadar olanağı bize sunmuşken bunu iyi kullanmak yine bizim elimizde. 

Bütün bu düşüncelerimin sonunda belirtmek isterim ki  düşüncelerimi yazıya aktardığım bu sayfayı  hiç bıkmadan sonuna kadar okuyan değerli okuyucu iyimserim, çünkü hayat boş bir kitap gibi karalanmakta senin elinde güzelleşmekte ve her biten sayfanın ardından senin için ayrılmış bomboş bir sayfa başlıyor. Borges’in Anlar adlı şiirinde yazdığı gibi eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya dememek için iyimserim ve benim gibi düşünenler oldukça da iyimser olmaya devam edeceğim.


önceki eser / sonraki eser