Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: morbidezza0000
Eser Sıra Numarası: 160222eser12




DERİN OLAN KUYU DEĞİL KISA OLAN İPTİR
Her doğan güneş bir umudu temsil eder. Güneş yani umut her sabah yeniden doğar ve insanın içine cesareti koyar. Sonra gitgide yer değiştirir. Umut, gecenin hükümdarı karanlığa yerini bırakmadan önce gökyüzüne turuncu bir renk bırakır. İşte o turuncu renk umudun rengidir ve bu renk umudun yeniden geleceğinin işaretidir. Bu yüzden asla umudu bırakmamalı insan. Her umut giderken bir hüzün bırakır ve bu hüzün umudun yeniden yeşerebilmesi için bıraktığı tohumdur.
Sıra gecenin hükümdarı karanlıktadır. İnsanlar sırf geceye hükmeder diye karanlığa âşıktırlar. Oysa esas görev yıldızlardadır. Yıldızlar her gece karanlıkla beraber çıkar ortaya ve siyahın tüm dünyayı kaplamasını engeller. Ellerinden geldiğince ışık saçarlar ve hiçbir zaman umutlarını yitirmezler. Bazı geceler kaybolurlar sanki umutları tükenmiş gibi ama sonra yeniden çıkarlar. Bu bir cesaret işidir. Umut ve bir hükümdara başkaldırmak cesaret ister. Kaybolmaları sadece bir taktiktir. Hükümdara bir gece zaferi tattırırlar ki geri döndüklerinde daha zayıf bir hükümdar bulabilsinler.
Ve sıra tekrar güneştedir yani umutta. Zorlu bir gecenin ardından en güzel rengiyle yeniden cesareti katar insana.
‘Derin olan kuyu değil kısa olan iptir.’ der bir Çin atasözü. Siz ne kadar dibe batarsanız batın eğer umut sizle beraber geldiyse kuyunun en karanlık köşesinde bile parlar. Tıpkı Christy Brown’un sadece sol ayağıyla bir kuyunun en karanlık yerinde bulduğu bir iple yani umutla ünlü bir yazar olmayı başardığı gibi. Şimdi sadece düşünün: Kalbe umut tohumları ekmek o kadar zor mu? Batmaktan korkmayın, yukarı çıkmaya cesaret edin!
Hayat bir döngüdür. Mutluluktan sonra hep hüzün, hüzünden sonra hep mutluluk gelir.
Yaşadığımız hayat bir kafedeki masanızdır sizin. Etrafınızda da aynı masaya sahip insanlar var. Oturduğunuz masa, yaşadığınız hayat size ait. Tıpkı o masaya birlikte oturduğunuz duygularınız gibi. O masada siz, mutluluk, acı ve mutluluğun süresi dolunca onun yerini alacak olan hayal kırıklığı var. Hep birlikte hayatın döngüsünü bekliyorsunuz.
Hepiniz oturdunuz o masaya, bunun farkındasınız ve ona kızıyorsunuz, hâlbuki hiçbiriniz şunu anlayamadınız. Sizi o masaya oturtan da o masadan en güçlü şekilde kaldıran da umudun ta kendisiydi.