Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: mevce7963
Eser Sıra Numarası: 160215eser05



YILDIZ TOZU
Umudun geçmeyi unuttuğu ücra köşelerde en gaddar karanlığa karşın rengârenkti uçurtmam. Işıl ışıl sokaklardan kahkahalarıyla geçen insanlar, buruk bir acı bırakırlardı geçtikleri köşelerde. O köşeler ki benim umutlarımı sakladığım çocuksu sığınaklarımdı… Oysa neden buruktu ki kalbim? O soğuk insanların ışığı, benim karanlığımdan daha mı sıcaktı? Daha mı çoktu kalplerinde umut?
Uçurtmam, her geçen gün benliğim misali solarken, ‘umut’ dediğimi ben bile unutur olmuştum. Kah yırtıldı uçurtmamın ipi, kah kayıp gitti parmaklarımdan. İlkbaharlar yağmurlarla kaldı anılarımda. İlkbaharlar anılarıma tutsak, ben onlara hasret… İşte böylece yitti çocukluğum. Büyüdükçe yırtıldı kalbimde, tozpembe tüller. Ve büyüdükçe karanlıktan başka dostum olmadığını hatırlattı ölümün meltem rüzgarları.
Çocukken en renkli kalemlerimle çizdiğim gülümsemem, gördüğüm her sahte simayla silinirken, kırık dökük hatıralar bırakıyordu yosun tutmuş kalbimde.
Satırlar her geçen gün biraz daha kirli, kalbimin kar taneleri her an biraz daha kırık beyaz. Ah o çocukluğumun düşleri…
Bazı anılar kalmış yırtık sayfalarda, göz pınarlarıma birikmiş umut kokan anılar. Oysa ne zaman unuttum ki onları? Böyle her an kayıp gidecekler sanki. Sahi, bir kış günüydü öyle değil mi? Gülüşlerimin buz tuttuğu, uçurtmamın kara lekelere bulandığı bir kış günüydü, tabi ya. Mehtabın soğuktan eridiği o gün, avuçlarımda tutmuştum birkaç küçük damlayı. Yine o küçük bedenim, oldukça büyük bir düşün sinesindeydi. Acının tadı, bedenime bir sevgili misali sokulurken, korkuyu ve hayal kırıklığını tatmıştım. Elbette, düşlerin tanıdık huzur avuçlarımdan akıp giderken unutmuştum çocukluğumu. Ve çocukluğumun saf koridorları çok karanlıktı, korkar olmuştum ondan. Oysa tek dostum…
En saf düşlerim, o soğuk ışıkla karşılaşmıştı. Karanlık dostum değildi artık, mutluluğu unuttuğum yıllarım o ücra karanlıklara gömülüydü. Avuçlarımın ipeksi teni nasırlaşırken, parmaklarım umutsuzca tutunmaya çabalarken, ben çocukluğumu usulca yitirmiştim. Düşlerim, seçimlerim, korkularım ve benliğim… Büyümüştüm… Şimdilerde dönüp bakacak çocuksu cesaretimi bulamıyorum gözlerimde. Korkularım soğuk bir yorgan gibi örtmüşken cesaretimi, o yorganı kaldıracak gücü bulamıyorum. Bir zamanlar uçurtmamın ipi avuçlarımdan kaydı diye ağlarken şimdi kaybettiklerime ağlayamıyorum.
Unutmaya korkuyorum düşlerimi, unutmak istemiyorum. Oysa aklıma geldikçe çocukluğum, acı veren bir soluk gibi en derinlere gömüyorum onu. Belki de anımsayacak kadar güçlü değil henüz on yedisindeki yaşlı bedenim.Ve en önemlisi ağlamayı unutmaktan, gözyaşlarımın henüz silemediği anılarımda usulca boğulmaktan korkuyorum.Oysa ben, nice kalpsiz gülüşlere karşın, akıtmıştım buzdan gözyaşlarımı. Hüzünlerimi saklamış ve usulca silmiştim umudu… Hıçkırıklarıma saklamıştım düşlerimi. Kimse bulamasın, gülüşleriyle kirletmesinler diye. Şimdi o hıçkırıklar ki boğazımı düğümleyen, parça parça haykırmak geliyor içimden. Ama dedim ya, o kadar cesur değilim.Korkularım, günden güne benliğim misali büyürken, tutunacak bir uçurtma ipimin olmasını dilerdim. Keşke daha sıkı tutsaymışım ki, şimdilerde bir ‘keşke’ ye hapsetmemiş olsaymışım. Ve korktuğum her bir gün için salsaymışım göklere, korkmadan…
Korkularımı sineye çekmek o kadar ağır geliyor ki, eziliyorum her geçen gün. Öyle ya ben korkmayı öğrenmiştim. Kimse avuçlarıma bir tutam yıldız tozu serpmemişti. Işığa düşman büyümüştüm. Benim masallarım en karanlık öcülerle doluydu. Pamuk prensesin şarkılarını dinlememiştim hiç. Uyuyan güzel hiç uyanamamıştı. Kimse muradına erememişti.
Ama şimdi tüm masalların sonunu biliyorum. Peki, hala niçin korkuyorum karanlıktan? Ve neden hala umut diyemiyorum ışığa?
Yoksa büyüdükçe, düşerlimi kirletmesinden korktuğum o kahkahalar mı yankılanıyor bakışlarımda? Söylesene çocuk, buruk acılar mı bırakıyorum simanda? Karanlıktan korkmayı mı öğrettim sana? Yağmurlar mı yağdırdım baharlarına…
Konuş çocuk! Konuş benimle, düşlerini anlat. Anlat ki solmasınlar avuçlarında. Yağmurlar ıslatmasın umutlarını. Söyle hadi, “Korkularının esirisin; çünkü sen bahar çiçeklerini gömdüğün düşlerini soldurdun,” de bana. “Geriye dönüp bakamıyorsun, çünkü cesaretini dipsiz korkularına hapsettin. Sen asla yağmurlar ardında toprak kokusunu duymadın,” de. “O kadar korktun ki onu kaybetmekten, uçurtman hiç dalgalanmadı maviliklerde, koşmadın ardında… Senin gülüşlerin sahte simalardan değil, her gün yeniden boyamadığın için soldu,” de hadi. “Işığı görmek istemedin ki sen, bu yüzden yabancı sana.” Söyle çocuk! “Sen boğazına düğümlenenleri bağıramadığın için bu denli ürkeksin,” de… Söyle ki, bakışların masumiyetini korusun gözlerinde.
Korkma düş kurmaktan. Baharların hep düş çiçekleriyle gelsin. Yağmur da yağsın ama sen onunla ıslanmayı sev. Soğuk geceler titretmesin kalbini. Gelecekten korkma, yakma umut dediğin ne varsa, yaşat! Avuçlarına erimiş hüzünleri alma artık, al işte bir tutam yıldız tozu sana… 


önceki eser / sonraki eser