Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: mavikuş2342
Eser Sıra Numarası:160208eser01


HAYATIN MİNİK ADIMLARI
   Meleklerin cennetinden ayrılıp dünyaya düştüğü o ilk andan beri insanlar, bir an önce büyüyüp düşlerini gerçekleştirmeyi isterler. Peki, sordunuz mu hiç bu isteklerin nedenini? Tabi ki mutlu olabilmek için… Onları geleceğe sabitleyen hayalleridir ama huzurun o güzel kanatlarında maviliklere açılabilmek kalbin sırrıdır. Hayat, mutluluğu avuçlarının arasına koyabilmek için türlü türlü oyunlar oynar. Yeri gelir her şeyini alır elinden yepyeni güzellikleri hediye edeyim diye fakat ruhun bile duymaz onun amacını…
“Senin çok mu mutlu anın oldu da bunları bize anlatıyorsun?” derseniz, ne yazık ki hayır!... Küçücük yaşımda kardeşimin hem annesi hem babası olmayı öğrendim. Birçok kez zifiri karanlıklarda kayboldum, sevinçlerim her defasında arkasını dönüp gitti, umutlar görünmez tellerde çalıverdi gönül ezgimi. En acısı da insanın, yaşadığı şeyleri kimselere anlatamayacağı kadar yalnız olmasıydı. Fakat öğrendiğim yegâneşey “ Kendi ışığını, kendin yaratmak” tı.
Her düştüğümde bana yeniden göz bebeklerimi güldürmeyi öğreten küçük bir çocuk sakladım içimde. Ruhuma tekrardan imzasını atmasını yineledim huzura ve devam etim dallarım kırık da olsa tutunmaya. Çünkü bir gün o dalları onarabilme umuduyla yaşamaya devam etmeyi aşılamıştı küçük çocuk.
Yürüdüğüm ve yürüyeceğim yolların engebeli oluşu beni asla yıldıramazdı zaten. Benim için önemli olan o yolun sonunda beni bekleyenin ne olduğuydu.“Kim bilir beni bekleyen geleceğim nasıl bir güzellikte olacak?” , “Hayallerime hangi çiçekli bahçelerden gideceğim?” gibi umut dolu sorular; “Acaba başıma ne kötülükler gelecek?”, “Yıkılırsa ya tüm düşlerim.” gibi hırçın ve can alıcı cümlelere dönüşüveriyordu.
Çaresizlik notalarını kulaklarımda hissettiğim o an, bir pencere çiziveriyordum yüreğimin hicaza ulaşmış köşesine. Işık demetleriyle sarpa sarılınca aklım, kalbime doğru bir ümit köprüsü kuruluyordu ve ben pencerenin demirlerini söküp atıyordum. Hep böyle yaptım. Işığı hiç engellemeden tüm kapıları açmaya odaklandım, yılmadım.
Zaman zaman, hatta her zaman, müzikler benim kanatsız meleklerim olmuştur. Hem birçok dilde dinlediğim müzikler hem de kalbimin elinden tutup yazdığım şarkılar her saniye bana birer gökyüzü olmuş, notalarla, ritimlerle beni o dünyaya davet etmiştir. İşte yeşilliğini kaybetmeye yakın bir ağaç olarak hissettiğinizde kendinizi, bir huzur melodisi duyun kulaklarınızda, kalbinizden pompalanan kulaklarınıza ve öyle sarsın ki ruhunuzu, umutsuzluk gemisini sürmeye başladığınızda gelip gönlünüzde yeşersin…
Gelecek denilen boşluk perdesi de tam bir duygu dönemeci olmuştur hep benim için. O öyle bir kelimedir ki bir yandan seni tozpembe hayallerin büyüsüne katarken aynı anda kalbine sayısız hançerler saplar, deler geçer. Aslında kafatasımın arasındaki o minik odada kurduğum geleceği düşlediğim zaman, kaybolmuş oyuncağını bulan bir çocuk gibi seviniyorum. Daha doğrusu o gelecek, dünyaya ait olan tüm çocukları güldürmek üzerine kurulu olduğu için sevindiriyor beni. Tüm ilmeklerimi “Mutlu et, mutlu ol.” kavramı üzerine atıyorum. O masum yüzlerin yaşadığı hayatı görünce içim mahvoluyor, parça parça dökülüyor ve uzaklaşıyor. Bu nedenle – ne kadar yardımım dokunur bu dünyayı değiştirmeye bilmiyorum- başarılı bir mimar olmak, gönüllülerin oluşturduğu yardım kurumları açıp okul ihtiyacının olduğu yerlere giderek, okullar inşa etmek, hem eğitimlerini hem de ihtiyaçlarını onların arzu ettiği şekilde karşılayabilmek gerçekleştirmeyi istediğim en önemli şey. Ben bu gelip geçici dünyaya aitken, gülümsemelerini göremesem bile o içten gülüşlerin, mezarın soğukluğunda kalbimi ısıtacağını biliyorum.
Bulutlara takılan gözbebeklerim bu hayal ile büyüyor ve suratımda çiçekler açıyor. Zaten hayattan her kopuşumda semaya bakıyorum, sanki bana ab-ı hayatı sunuyor, dünyanın sana ihtiyacı var diyor, gözlerimi dolduruyor, çekip gidiyor. Geride kalbime atılmış o tohumla baş başa kalıyorum. Şimdilik attığım her adımla o tohumu suluyorum. Bazen “Bittin artık! Daha devam edemezsin!” diye haykıran çığlıklarımın gölgesinden süzülen gözyaşlarımla; bazen de” Yeryüzüne düşüyorum ama ben her şeye yeniden başlıyorum, tükenmiyorum.” diyen bir kar tanesinin sevinç özüyle devam ediyorum sulamaya.
Düşlerim kemanın o naif sesi gibi yüreğimdeki boşlukları dolduruveriyor. Bizim geleceğimiz uğruna tüm hayatını feda eden ailem ve bizden sonra doğacak nesiller için tutunuyorum, sıkıca sarılıyorum.
Ama gidip sorsanız “Hayat adı üstünde bir sınav” der herkes. Doğrudur. Yoldan geçerken, marketten bir şeyler alırken, birisiyle sohbet ederken hatta çorabını giyerken bile bulur bir yolunu ve sınar seni hayat. Koyar bir kör kütük duruma seni “Göster bakalım marifetini” der bıyık altından gülercesine. İşte tam bu noktada her insanın hayat üzerindeki tanımı değişir. Kimisi gayret eder beceremez, kimisi de dayanamaz vazgeçer tek tek yollarından. Ne kadar zor da olsa, gidecek bir yeri olmasa da insan, devam etmeyi bilmelidir. “ Her şey bitti!” dememeli kendisine yepyeni bir yol çizip yeniden başlayabilmelidir. İşte bunlar ancak hayallerle olur.
   Unutmayın ki hayaller bir örümceğin ağı gibidir. Dışarıdakine göre güçsüz, kendine göre sapasağlamdır. Minik bir rüzgârla bile yerle bir edilebilir. Fakat sen durmadan örersen daha da güçlenir, yıkılmaz bir kale olur.
   Tutunmanız gereken tek şey hayallerdir. Tıpkı bu Mavikuş gibi…