Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: martısesi1234
Eser Sıra Numarası: 160222eser01



GÖKYÜZÜNÜN EN MAVİSİ
   Kaybolduğum yer uçurumun dibi… Beni belirsizliklerimin acımasızlığıyla yalnız bırakan bendim. Bendimi rastgele düğümlerle çözülmez hale getiren bir ben. Bense ne yapacağımı bilmez halde özgürlüğüne kavuşturmakla uğraşıyorum o düğümleri. Bazı düğümler özgürlüğü için feryat figan ederken bazılarıysa öylece köşede oturmuş daha da çözülmez hale getiriyor kendini. Daha zor, daha imkânsız… Bekliyor ve bekliyor. Ama bilmiyor ki zaman aleyhine işliyor. İzliyor ve izliyor. Geçip giden zamanın berraklığını, elinden kayıp giden özgürlüğünü… Zor olmalı öyle değil mi? İmkânların varken imkânsızlığı seçmek. Neden diye soruyor olmalısın. Neden imkânsızlık? Nedenini biliyor muyum, hayır bilmiyorum. Belki de imkânsızlığı seçiyorum kaybettiklerimin için. Bir daha üzülmemek, bir daha hayal kırıklığına uğramamak. Canım yanmasın diye canımı daha çok yakmak…
   İç sesim ve aklım çelişiyor. Doğruyla yanlış arasında sıkışıp kalıyorum. Aklım mı ya da iç sesim mi? Ve iç sesimi seçiyorum. Beni yanlışa götürdüğü halde seçiyorum. Seçiyorum bile bile… Sonu ne olur, ne kaybederim bilmiyorum. Bilmiyorum ki çaresizliğimin çaresinin benim umudum olduğunu… Umudumsa gece kâbus görüp, yatağının altına saklanan bir çocuk misali hapsediyor kendini zihnimin en ücra köşesine. Zihnimse çözülmesi zor bir oyunun perdelerini sahneliyor bana. Soğukkanlı ve hissiz… Adım adım ilerliyor, sevinçlerimin arkasındaki hüzünlerime. Sonra duruyor birdenbire. Onu durduransa acı bir çığlık senfonisi… Kulakları sağır edecek kadar sarsıtıcı ve güçlü… Haykırıyor boşluğa, kaybolduğu şehre ve bu genç yaşının belirsizliklerine. “Hey kaybolduğum şehir! Buldum yolumu aydınlatacak deniz fenerimi ve siz belirsizliklerim korkun artık benden! Çünkü ben, bilinçaltımın en derinine zincirlenmiş benliğimi buldum.” Onu oradan çıkarıp ruhuma teslim etmekse bir pazıl misali kaybolan parçalarımı toplamak gibi. Önce umut çalıyor kapımı sonra usulca fısıldıyor kulağıma: ”Yalnız bırakmam seni, biliyorum ihtiyacın var bana. Sadece sabret bu yazıları kaleme döken insan... Her yeni günde bir önceki günden daha cesur ve hayat dolu ol. Küçük bir çocuğun elindeki uçurtma ol ya da gökyüzünde süzülen bir martı… Rüzgârın seni yönlendirmesine izin ver. Söyleyecek çok şeyi olmalı. Kim bilir hangi savrulmuşlukları toplayıp bıraktı ellerine. Eğer ellerin sıcacık olmuşsa bil ki sevgiyi getirmiştir sana. Seni koruyan, senin en ufak bir acında yüreği sızlayan insanlar; ailen, arkadaşların ve belki de seveceğin insan… Seni sende bulan insanlar.”
    Arkama dönüp, bakıyorum. Geçmişim bana göz kırpıyor olmalı. Peki ya gelecek? Geleceğimde beni umutla bekliyor mu? Zamanda bir yolculuk yapmak istiyorsam; umutsuzluklarımı toprağın altına gömmeli, umutlarımı toprağın üstüne ekip yeni hayaller, yeni umutlar filizlendirmeliyim. Andre Gide’nin dediği gibi: “Umutsuzluk nedeniyle korkup kaçma. Umut, umutsuzluğun ötesindedir. Aş, yürü, geç onu. Karanlık geçidin ötesinde, ışık bulacaksın.” Belki on yedimde, belki iş hayatımın zirvesinde, belki kızımın ilk adımlarında, belki de torunumun minicik elleriyle bana sarılışında ve onu nasırlaşmış ellerimden tutarken, hissettiğim sıcaklıkta bulacağım. Ben, bana ve çevreme sabrettiğim her dakika, umut zaferlerimin kanat çırpışıyla gökyüzünün en mavi köşelerine ulaşacağım, rüzgârın esintisiyle birlikte meşalemdeki alev daha da korlanacak.



önceki eser / sonraki eser