Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: mağrur2844
Eser Sıra Numarası: 160121eser04



GELECEK, UMUDUN İÇİNDE SAKLIDIR
İyimserim çünkü daha son söz söylenmedi, son susulacaklar susulmaya başlanmadı. Mesela yazmanın büyülü tesiri keşfedilmedi birçokları için. Kendi içinde eksilirken kağıt üzerinde çoğalmanın eşsiz müziği yayılmadı henüz dört bir tarafa. En güzel hikaye yazılmayan hala. Kelimelerin sahip olduğu gücü biliyorum ve yan yana sıralanmış kelimelerin meydana getireceği en güzel ‘hikaye(ler)’ bana müthiş bir ümit aşılıyor.
Tüm belirsizliklerin o zemheri burgacına rağmen umudumu hala taze tutabiliyorum içimde; çünkü aşka inanıyorum. Yaşamı yaşamaya değer kılabilecek yegane gücün aşk olduğunu biliyorum. Ve ona inanan insanlar sayesinde tuvallerimize ‘rengahenk’ desenler çizileceğini de… Belki aşk daha son sözlerini mırıldanmadı herkes için. Ama yakında uğrayacak aramıza, tüm kelimeleri tek bir vücutta toplayıp ruhani anlamlar doğuracak. Her söz, her imge güzel yankılarla aramızdan geçecek. Kaybolmaya yüz tutmuş umutlar yeniden filizlenecek, büyüyecek. Çok yakındır ki yaşamı şiirinden soyanların aymazlıklarına, umursamazlıklarına ve sığlıklarına karşın yaşam şiirle bezenecek. Tüm duygusuzluklara inat olacak, yaşamdan şiir yaratılacak, şiir yaşanacak. Bu kez şairler fısıldayacak ‘ışık huzmelerini’ dizelerinde, katillerin geceleyin biledikleri bıçaklar yerine! İnanıyorum.
Dedemin anlattığı bir masal vardır bana. Ne zaman inancımı yitirecek gibi olsam, karamsarlığa düşsem sığınırım bu masala.  Çok önceleri geçtiği rivayet edilir bu masalın, binlerce yıl önce belki… Dedemin anlatımındaki duruluğa ve akıcılığa ulaşamayacağımı bilsem de, naçizane kendi kelimelerimle kısaca anlatayım size:
Çok önceleri, hiçbir şey düzel(e)meyecekmiş gibi bir hal almış. O tarifsiz boşluk, onulmaz kırgınlıkların kurşuni sapaklarında giderek büyüyormuş. İlk dost kazığını yemiş insanoğlu kağıda eğildiğinde- karalamak için birkaç afili cümle- kağıt elini kestiğinde. İlk yağmur tanesi düştüğünde aşka, akmış ‘söz yaşları’ acılı yüreklerin… Kapkara geçen günler bir öncekinin aynıymış hep. Şairler erken, katiller geç ölüyormuş. Diktatörlerse daima yaşıyormuş. Distopya çığ misali büyüyüp yerleşmiş aramıza. Hani yaşayan birkaç kişi de kafasını kaldırıp mavi düşlere dalmasa her şey zifiri karanlığa bürünecekmiş. Derken bir rüzgar esmiş evrenin uzak köşelerinden. Sanki insanlar içlerinde biriktirmişler de hep bir ağızdan üflemişler o rüzgarı. Artık yeter demişler, önce kendi yelleriyle demir ocakları yalazlamışlar. Ardından büyük bir rüzgar yapmışlar… Hayaller en gerçek biçimini almış, umutlar anlamını kavramış böylelikle. Ardından o rüzgar, bir ıslık oluvermiş. Hayatının en güzel zamanında ‘elveda’ diyebilmiş çocuğun/ inanlığın ıslığı. Hayat belki de bir gaz kapsülünden ibaretmiş bir annenin yüreğinde… Ama bu kez acıya yer yokmuş. Bu kez kaybetmemişiz. Güneş binlerce yıl aradan sonra yeniden doğmuş. Üstelik imgesel de değilmiş. Daha aldığı ilk papatya solmadan oğlunun kollarında sarardığı annenin yüzünü aydınlatmış uzunca bir aranın ardından. Yeryüzü artık zorbaların kabuslarının başköşesiymiş. Tüm savaş baltaları ortadan ikiye ayrılmış, hercai bir menekşe tohumu ekmiş ‘gökkuşağı.’ En güzel şiir insanlara sunulmuş…
Ne zaman umudumu korumam gerekse hatırlarım binlerce yıllık bu masalı. Masalın başındaki o simsiyah tabloyu geçiririm aklımdan sonra da güneşi. O rüzgarı düşlerim. Rüzgardan bahsettiği sıra dedemin parlayan gözlerini anımsarım. Çok şey anlatır o rüzgar, herkes kendi içinde taşır O’nu aslında. Sonra herkes kendi yelinden katar, büyütür büsbütün, ardından hayaller gerçek olur… Hayalleri gerçek kılmak elimizdedir. Yaşantımızla hayallerimiz arasındaki o sarp uçurumun esas sorumlusu biz değil miyiz? Oysaki istediklerimizi gerçekleştirebilmek için, sorunların üstesinden gelebilmek için, ‘’değiştirebilmek’’ için dolayısıyla geleceğe ümitli bakabilmek için lazım gelen güç insanın içinde gizlidir. İsteyen herkes rüzgarını bir söyleve, ezgiye çevirebilir. Demir ocakların alevini tutuşturabilir.
İnsan yüreğinde hayallerini besleyebilirse ısıtır göğsünün en güzel odasını. Ama buna mukabil belki doğasından gelen bir karamsarlık da taşır içinde, alabildiğine soğuk. Karamsarlık bazen dehşetli bir hal alır. Bazense her şey üst üste gelir. İnsanı, toplumu, dünyayı saran yıkımlar her zamankinden daha çok yaralar. Hayat bir volkan gibi patlar, acı akar her yana; hiçbir şey çözülemeyecekmiş gibi olur. Düpedüz bir yanılgıdır bu. Her sorun beraberinde çözümünü de getirir. Öte yandan en aydınlık günler, en karanlık gecelerden sonradır. İnsan her şeyin üstesinden gelir. -Nazım Hikmet’in dediği gibi- ‘’Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir.’’
Yaşam varsa umut da vardır (Çiçero). Düşünüyorum da umut yaşamdan sonra bir nokta sanki yaşamsa bir çizgi upuzun, sonsuzluktan alınmış bir kesit. Bir nokta ardından bir çizgi peşi sıra, Mors Alfabesi gibi tıpkı. Bir nokta: bir umut, bir çizgi: bir yaşam… Bir nokta umut, bir çizgi yaşam… Çizgiler sonsuza dek sürer, birbiri ardına eklenir - bizden önce ve sonra var olmuş/ var olacak yaşamları da ifade eder bu metafor.- Birbiri ardına eklenik sonsuz çizgi, doğru oluşturur matematik dilince. Ama dikkatinizi çekerim ki doğrular sonsuz noktalar kümesidir de aynı zamanda. Ne kadar anlamlı değil mi? Noktalar çizgilerde mündemiç, keza yaşamla umutlar da girift halde. Yaşamla umut asla ayrılmayacak iki unsur. Umut, yaşama anlam katan, yaşamla aramızda daima güçlü bir bağ kuran biricik şeydir. Bizatihi yaşamın içerisinde nüvelenir. Yaşamın diyalektiği içinde yer bulur kendine. Noktalar çizgilerle kaimdir. Ve noktalar sonsuzdur…\infty
İşte yaşam ve umut arasındaki bu ilişki önüme ışıltılı gözlerle bakmamı sağlar hep. Başka bir deyişle tüm acılara ve yenilgilere rağmen bana umut veren umudun ta kendisi, yaşamın içinde aldığı öz varlık biçimi oluverir.                                                                       
Hayatın pusulası döndükçe umut hayallerin kapısını aralar. Hayat, hayallerin tatlı gölgelerinde menevişlenir. O vakit sıkı sıkıya kavrayıveririz yaşamı. Herkesin gülebileceği bir dünyanın yanı başımızda olduğunu anladığımız an kadar çarpıcıdır bu.  Her şeyden çok çarpar gözüne insanın parıltılı bir hayal, bir yaz gecesinde kuzey yıldızı gibi… Tüm yoksunluklara rağmen, hayallerin gölgeleri fısıldar erişebileceğimiz mutluluklara. Sonra daha yüksek perdeden bir ses duyulur: her yenilgi kendi içinde saklar güzel günlerin anahtarını.  Yeter ki hayat var olsun. Çünkü hayat her şeyin başlangıç noktasıdır. Ve hayaller gerçek olmak için vardır! 


önceki eser / sonraki eser