Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: korkakşair2353
Eser Sıra Numarası: 160222eser13




FOTOĞRAF PROVALARI
“Hayat geriye dönük anlaşılır ancak ileriye dönük yaşanır,” aforizmasını bir kitapçığın içinden çıkan ayracın üzerinde okuduğumdan beri mazi ve istikbal üzerine binbir çeşit düşünce peyda oldu zihnime. Öncelikle Kierkegaard’ın bu harikulade deyişinde kendime ait binbir çeşit şey buldum; hem kendi gelecek kaygılarıma yönelik, hem de geleceğin korkutucu olduğuna dair tahayyüllerim depreşti, zihnimde oynaşmaya, beni dürtüklemeye, düşünmeye itmeye başladı. Evet, yukarıda verdiğim epigraf bana kalırsa tartışmasız doğru bir önerme.
Gelecek hakkında kaygı duymak oldukça insani, gerçek ve yararlı bir duyumsama biçimi. Zira insan bilmediği olgular hakkında kaygı duyacak, işlerin kötü gitme ihtimallerini göze alarak endişe duyacaktır. Euripides, “İnsan endişeden yaratılmıştır,” demiş yüz yıllar önce… Kendisi oldukça ileri görüşlü ve ufku açık bir düşünce adamı. Zaten her an ölme ihtimali ile var olan, her saniye hayata gözlerini yummaya potansiyel taşıyan bir canlının endişe duymasından daha normal ne olabilir ki?
Peki, geleceğin belirsizliğine karşı duyduğumuz bu endişe, toplumda yer eden adıyla gelecek kaygısı, hayatımızı zehir etmeye başladığında, beyhude bir acı halinde vuku bulduğunda, düşüncelerimizi zedelediğinde, duygularımızı deforme etmeye başladığında ne olacak?
Geçenlerde bir arkadaşım ileride ne olmak istediğimi sorduğumda ona kesin bir cevap veremedim, o da üsteledikçe üsteledi, kendine göre daha net, daha alenen açık bir cevap bekliyordu. Kendisi tatmin olmayıp konuşmayı bitirdiğinde bu sefer gerçekten sordum; ben ne olacaktım?
Bu saniyeden sonra daha önceden düşünmüş olduğum her türlü plan, düşlediğim şekliyle aksadı, hayallerimin hem kötü yanlarını, aksileşme ihtimallerini göze almaya başladım. Babamın da bana aynı soruyu sormasını anımsadım, “Ne olacaksın ileride?” Misal kirayı nasıl ödeyeceğim? Âşık olduğum kadınla evlendiğimde eve nasıl bakacak, nasıl para kazanacağım? Ya da babam ben evlenirken düğünümde olabilecek mi?
Gelecek hakkındaki bu endişelerim elbette beni bir çözüm sunmaya itmeli. Çünkü Hemingway’in de söylediği gibi, “Karşı koyamayacağın sorunlara üzülmek çocukların işidir.” Misal ölümden deli gibi korkmak, yaşlandıkça ölüme yaklaşacağından dolayı istikbali hayal dahi edememek. Bu oldukça beyhude bir endişedir, çünkü kesinkes belli olan bir durum yüzünden geleceğe karamsar bakmak beyhude olduğu gibi, -duygularımızı zedelemesinden dolayı- zararlıdır. Bu sefer daha maddi, daha metropole yönelik tahayyüller açığa çıkar: Hangi okulu kazanıp, hangi para eden bölümde okuyacağımız gibi…
Madem endişe duyuyoruz, madem para kazanma konusunda kaygılarımız var, işte bunlar yararlı endişelerdir. Zira çok para kazanmak istiyorsan çok çalışmalısın, bu ortada olan, anlaşılması basit bir yöntem bütünüdür.
O zaman istisnai bir olgu olan ölüm hariç geleceği kendimizin yazabileceği düşüncesine varmamız yanlış olmaz. Kendin yazdığın bir gelecekten korkmak, ona kötümser, karamsar ve depresif bakmak da kişinin kendini melankoliye boğma çabasından ileri gelir. Ayrıca zaman geçer, demek ki zaman değerlidir; gelecek daha gelmemiştir, demek ki hala yazılmamıştır; demek ki hala yazacak binlerce günün, onlarca senen vardır. İnsan denen bu aciz varlık, bu mazbut gezegende yaşayacağı kısacık ömrünü zehir ederek zamanı boşa harcamış olmaz mı? Bir intihar etmeyi deneyin bakalım. Ellerinizle tırmandığınız binanın çatı pervasına tutunup aşağıya baktığınızda gözlerinizin önünde beliren küçücük detayları; misal bir simidi havada yakalamak için kanatlarını var gücüyle aralayan martıların dayanılmaz zarafetini düşüneceksiniz… Kendinizi aşağıya bırakmak istediğinizde parmaklarınızın delice hayata tutunmak istediğini, titrediğini ve adeta dile gelerek “Yaşayacak çok yılım var!” diye bağırdığını görün.
Zira geçmişe yönelik anladığımız hayat, her geçen gün geçmiş olacaktır. Şimdiki zaman, geçmişi yaratır. Her an, her saniye o korktuğumuz geleceği yaratıyoruz. Kendimiz inşa ettiğimizden kendimiz korkuyoruz. Öyleyse burada gelecekten korkmak, kısır döngüyle kendimizi zehirlemek oluyor. Çok okumak, çok sevmek, çok öğrenmek ve mutlu olmak geçmişe iyi anılar depolar. Gelecekte geçmişe bakıp iyi anılar görecek olmamız elimizde olan tek şey. Osman Konuk’un da dediği gibi, “Amaç, kırk yıl sonra bakılacak fotoğraflarda en iyi yeri kapmak.” Bu da demek oluyor ki biriktirecek bir sürü “geçmiş” var, çünkü daha gelecek gelmedi. Geldiklerinde onları güzel biriktirmek, daha gelecek zamanlarda elimizde bir sürü hatıra depo etmek demek.
İnanın ki yaşlanıp “Ne çabuk geçti?” dediğimizde, değerini bilmediğiniz gençliğiniz ellerinizden sıyrılıp gittiğinde, yüzünüzde buruk bir gülümsemeyle bakacağınız fotoğraflardan başka bir şey olmayacak. Yani geleceğin değerini iyi bil okuyucu, çünkü ondan daha değerlisi yok. Çok sevdiğin hatıraları yaratan da o; nefret ettiğin geçmişi yaratan da.
Ayrıca arkadaşıma vereceğim cevabı da buldum: “Mutlu olacağım ben.”


önceki eser / sonraki eser