Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: katre4401
Eser Sıra Numarası:160217eser02



          ŞAH MAT
        Satranç diğer oyunlara benzemez. Şans oyunu değildir ve kesinlikle şans diye bir şey yoktur. Kazanan, kaybeden ve taktik vardır. Aslında zor değildir ama zorlar. Kısacası küçümsersen kaybedersin. Gözünde büyütürsen yine sen kaybedersin. Eğer satranç oynayacaksan kaybetmeyi göze almalısın ve asla kaybettiğini düşünmemelisin. Unutma! Piyon değersiz gibi görünse de doğru oynamayı bilirsen onu bir vezire dönüştürebilirsin. Aslında her şey senin elinde. Senin oyunun, senin hamlelerin.
         İşte hayat da bizimle satranç oynamayı seçer. Bize satrançla meydan okur. Sanırım benim de oyun sıram gelmişti. Satrançta yabancıydım ve rakibimi de daha tanımıyordum. İlk hamlesi gafil avlamıştı beni. Hayat, öfke piyonunu öne sürmüştü ve bununla nasıl baş edeceğimi bekliyordu. Bir şeyler yapmazsam öfke gerçekten her şeyi berbat edecekti. Ve ben buna izin veremezdim. Bir an önce karşı hamleye geçmeliydim. Öfkeye sakinliği oynayarak karşı koyabilirdim. Ben de piyonumu önüne çıkardım. Sıra hayattaydı. Bir anda nefreti üzerime gönderdi. Nefret dolu atı benim mutluluk filimi tehdit ediyordu. Sanırım mutluluğumu yok etmek istiyordu. Rakibimi yavaş yavaş tanımaya başlıyordum. Hamlelerini ansızın yapıyordu ve zoru seviyordu. Hamle sırası bendeydi filimi kaybetmemeliydim. Nefrete mutluluğun kardeşi sevgiyle karşı koyabilirdim. Hemen diğer filimi çıkardım ve atını yok ettim. Bunu da başarmıştım. Bu arada rakibimi de kızdırmaya başlıyordum. Hamlesini yapması fazla uzun sürmedi. Karşıma umutsuzluk vezirini çıkarmıştı ve umut kalemi yıkmak istiyordu. En güçlü hamlesini yapmıştı. Umutsuzluk her şeyi yerle bir edebilirdi. Umudun olmazsa bayrağını dalgalandıracak kalen olmazdı. Mantıklı düşünmeliydim. Umutsuzluğa inançla dur diyebilirdim. Yani vezirimi yardıma gönderebilirdim. Hemen hamlemi yaptım ve umutsuzluğu ortadan kaldırdım. Sanırım rakibimi köşeye sıkıştırıyordum. Birden ‘ Şah! ’ sesiyle irkildim. Nasıl olurdu bu? Hayat bana şah çekiyordu. Hem de piyonuyla. Kibir piyonu şahımın yanına kadar gelmişti ve ben bunu fark edememiştim. Kibir, iyimserliğimi öldürmek istiyordu. Ve artık yapacak fazla bir hamlem de kalmamıştı. Sanırım şahımı kaybedecektim. Hem de küçücük bir piyon yüzünden. İyimserliğim ölecekti. Ama benim yanımda hâlâ inancım vardı. Vezirim bir köşede bekliyordu. Hemen piyonu yok ettim. Artık bu oyunu bitirmeliydim. Şahı o çekti, matı ben yapmalıydım. Zaten oynayacak fazla bir kozu da kalmamıştı. Bu oyunun galibi ben olmalıydım. Vezirimi zafere doğru harekete geçirdim. Ve şimdi istediğim olmuştu. İnancım onun kötümserliğine şah çekiyordu. Kaçacak yeri de yoktu. Artık her şey bitmişti. Galip bendim. Matı ben yapmıştım. Hayata karşı koymayı başarmıştım.
 Aslında rakibimin yaptığı tüm hamleler sadece şahımı düşürmek içindi. Yani iyimserliğimi. Herkesin oyununda şahının taşıdığı anlam değişebilir. Ama benim oyunumda benim şahım iyimserlikti. Eşsiz, üstün, güçlü…
Hayatın tüm hamlelerine karşı iyimserim! Çünkü şah çeken o, mat yapan benim. 


önceki eser / sonraki eser