Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: karanlıkyazar1907
Eser Sıra Numarası: 160220eser09


                                                        ÜTOPİK KEHANET

       Belki de hayaller aslı kadar acıtmıyor canımızı. Karanlıktan korkan kör bir insanın muzdaripliği, renkleri ve simaları ayırt edebilen benliğime rağmen siyahın kara sinsiliğini üzerimde tutuyor. Buna rağmen bir açılıp, bir kapanan Pollyanna tarafım yaşamımı daha kolay hale getiriyordur kim bilebilir?


Argo tabiriyle varoşluktan ibaret olan hayatım, havanın bütün soğukluğu ve gökyüzünün sonsuzluğundan kopan kar tanelerine rağmen; eskimiş, ince topuklu ayakkabılarla buz tutmuş kaldırımlarda zorlukla yürüyormuş gibi ıstırap içinde. Ama ben umudumu hiç söndürmüyorum. Umut, benim zifiri karanlığımda tek aydınlığım. Aydınlık zihne parlak bir beyazı çağrıştırıyor değil mi? Benim beyazım bile kirli ve küf tutmuş.

Velev ki, hiç mecalimin kalmadığı bir güne daha şahit olursam, olayların tek çözümünün ölümden ibaret olmadığını kavramış durumdayım. “Hayatım çok boş bari gözlerim dolsun,”  negatifliğinden,  “Bacağım kırıldı fakat geçici bir durum, haftalarımı sorumluluk almadan yatarak geçireceğim bu da iyi bir seçenek.” Pozitifliğine kadar çelişki içine batmış vaziyetteyim.Ruhsal çöküntülerin; bilimsel olarak depresyonun, içerisinde bilhassa iyiliği bulmaya çalışmak hayatta kalmamı sağlıyor. Daha önce yaşamıma karşı savurduğum tehditler, bugün bütün eksilerini masaya yatırmış vaziyetteler. Sağlığımı düşünmek artık en büyük önceliğim, ilerde kocaman bir gelecek beni bekliyor, değil mi?

Senelerce sadece geceleri pencereden dışarı baktığım ve karanlığın beraberinde getirdiği negatifliğim, güneş içeri süzülürken, aydınlıktan duyduğum rahatsızlığa rağmen perdeleri kapatmak yerine kafamı pencereden uzatıp, “Bir de güneş varken bakayım, değişikliğe yer vermeliyim.” Dediğimden itibaren güneşini istiyor.

Artık ellerimde yıpranmış ve ruhu boğan ıstırap dolu ölüm isteğim yok. Geçen zaman kısa şimdiden boğulmaya başlarsak son nefesimizi verişimiz basitleşir.
Son nefesimi alıyormuş gibi içime derince çektiğim bu yakıcı oksijen, bir gün kafama dank etti.
Ve şimdi buradayım, damarlarıma enjekte edilen sarı sıvının varlığı yıllardır gizlemeye çalışmak adına günün aydınlığına çevirdiğim sırtıma ağır geliyor. Ölmek istediğim zamanın saliseleri benim yükümü sırtlanmış gibi yavaş yavaş ilerliyor.

Beni ruhen zehirleyen ama fiziken iyileştiren bu şeye bağlı yaşıyorum. İşlevini tamamen yitirmiş böbreklerimle haftanın beş gününü diyaliz denen cehennemden fırlama makineyle geçirmek… Bu tarifi imkansız pişmanlığımın cezası, bu makine karanlık tarafımdan baktığım aydınlığıma indirdiğim asıl darbe. Artık ne beyazım, ne siyah. İkisinin de esiri altından kurtuldum. Şimdi soyut renklerin değil, somut bir makinenin esirindeyim.

Eskimişim, geçen zamanın kısalığına rağmen hayattan şikayet etmişim. Şayet bir gün özgür bir nefes alabilirsem eğer, küçümsediğim neşeli insanlardan olacağıma ant içtim.Artık iyimserim çünkü, hayatın bütün güzelliklerine rağmen kendimi kötü düşüncelerden alı koyamayıp, canıma kıydım.
 
Artık iyimserim çünkü, yaşam bana ölümü değil hayatta kalmayı bahşetti. Ve iyimserim ki; ölümün sukutunu düşman, yaşamın enerjisini dost belledim.