Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: kaplumbağa7777
Eser Sıra Numarası: 160118eser06


AŞK-UMUT-İNANÇ

Konuya nereden ve nasıl başlamam gerektiği yanılgısında parmaklarım... Çok şanslı bir çocukluk geçirdim ben. İstediğim her şey ikiletmeme ihtiyaç kalmadan oldu. Doğduğum gün, babamı kendime anahtarı kaybolmuş bir kelepçeyle bağladığımı biliyordum mesela. Ya da annemin, tırnağıma en ufak zarar gelse herkesi karşısına alarak onlara pençelerini gösterecek bir aslana dönüşeceğinden emindim. Bütün bunlara rağmen asla şımarık olmadım. Çünkü benim öyle bir babam var ki; sabahlara kadar deli gibi çalışan, bazen haftalarca yüzünü göremediğim, aile yemeklerinden sonra şirkete dönüp çalışmaya devam eden, tatillerde biz uyuduktan sonra bizi uyandırmamak adına sessiz sessiz işlerini bitirmeye çalışan, ama buna rağmen hiçbir dediğimi, dediğimizi reddetmeyen, delicesine yorgun olsa bile ağzından bir kez bile  ‘çok yorgunum, sonra yaparız’ cümlesini duymadığım, beni, bizi mutlu etmek adına her şeyi yapabilecek olan bir baba...
Demek istediğim şu ki başarılı olan tüm insanların deli gibi çalışmak zorunda olduğunu biliyorum. Başarılı olmanın ilk koşulunun sevgi ve cömertlik olduğuna da eminim. Babam hiçbir zaman harçlık vermedi bana, ‘paran bittiğinde gelir şirkette çalışırsın’ cümlesini kurdu hep. Yanlış anlamayın keyfekeder bir çalışma olmadı asla. Yeri geldi ben arkadaşlarımla geçirdiğim zamanlardan fedakarlık yapmak zorunda kaldım, yeri geldi yaz tatilimi şirkette harcadım. Babam bana farkında olmadan okulda öğrenemeyeceğim ‘gerçek‘ hayatı öğretti. Para kazanmanın armut piş ağzıma düş olmadığını öğretirken aslında bu kağıt parçasının önemini ve onun kolay kazanılmadığını gösterdi. Bugün elimde diye güvendiğim pek çok şeyin yarın elimde olmama ihtimalini yazdırdı aklımın bir köşesine.Annem, en yakın arkadaşım, hayatın planlarla yürümediğini, asıl maceranın yolda karşılaşılan sürprizlerle dolu olduğunu, kayıplar, yeni gelen, acı, mutluluk ve hayal kırıklıklarıyla dünyanın bir bütün olduğunu, sevgiyle bağlanan insanların asla ayrılamayacağını, tüm dünya karşısında dururken sadece ve yalnızca kalbimi dinlemem gerektiğini öğretti.Başıma kötü bir şey geldiğinde tepki vermeden, kelimeler ağzımdan dökülmeden önce durup nefes almam ve düşünüp konuşmam gerektiğini kazıdı beynime. Hayatın çok başındayım daha, sanırım annem de bunu düşünerek ileride canımı sıkabilecek tüm olayların karşısında dimdik durmam gerektiğini öğretti, güçlü bir kadın olmanın yollarından bahsetti hep. Büyüklerime olan saygı nefes almak gibiydi benim için.
Hakkımı savunurken bile saygının üzerinde durmam gerektiğini vurguladılar hep. İşte tüm bunlar 17 yıllık hayatımdaki minik çizgiler, noktalar. Her gün yeni bir şey öğreniyorum, kimisi bir kulağımdan girip çıkarken kimisi tam da hayatımın ortasına oturuyor. Aklıma kazınıyor. Kulaklarımda uğulduyor. İçimde bir yerlerde uygulanmaya hazır bekliyor. Bazılarıysa ders veriyor bana, hata yaptığımı ortaya çıkartırken yine gizliden gizliye çok şey kazandırıyor bana.
Aşk, umut ve inanmak. Bu üçü benim hayatımın anahtar kelimeleri. En ihtiyaç duyduğum saniyelerde hiç bırakmazlar beni sağolsunlar.
Hayat yalnız olduğumuzu anladığımızda başlıyor bence, bir tarafımız yapayalnız bir tarafımız deli dolu... Ben de kendimi dinlediğim ve yalnızlığımın keyfini doruklarda yaşadığım anlardan birinde, sahilde yürüyorum. Bir anda kumdan kale yapan çocuklar ilgimi çekti nasıl olduysa. Devasa bir kule yapmışlardı ancak bu sırada çok büyük bir dalga gelip bütün o kaleleri yıktı. Çocukların oturup ağlayacağını düşündüm, ama beklediğim olmadı. Çocuklar ağlamadı, aksine oturup yeni kuleler yapmaya başladılar. İşte o an anladım ki, tam bitti dediğimiz anda yeniden başlayabilir her şey. İnsan bir kere ölür derler, ama insan bir kere ölmez. İnsan sadece bir kez yok olur, kül olur, ama bir kez ölmez. Defalarca ölebilir. Defalarca doğabilir, umut gibi.Umut varsa gerisi zaten kendiliğinden gelecektir. Bu yarışma bir umut mesela benim için, umut ediyorum ama eğer ki kazanamazsam umut etmekten ve çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğim, çünkü biliyorum başarmanın yolu çalışmaktan ve inanmaktan geçiyor. Tabi ki tüm bunların ötesinde bu yarışmaya yazı gönderen herkesin çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Yazdığım yazıyı görebilecek kadar, yazımı yazarken dinlediğim müzikleri duyabilecek kadar, sesli olarak okuyabilecek kadar şanslıyım,  şanslıyız. Kendimi kötü hissettiğimde gidip aynaya bakarım, kendini beğenmişlik olarak algılamayın lütfen, aksine sahip olamadıklarıma üzülmek yerine sahip olduklarımla yetinip şükrederim. Yürüyebilecek ayaklarım olduğu için, kalem tutacak ellerim olduğu için tüm bunları görebilecek gözlerim olduğu için. Bunlar en büyük şükrümdür benim.
              Son olarak çok şey öğrendiğim birine huzurunuzda birkaç parça bir şey söylemek istiyorum izninizle; ‘Atam, senin gençlere emanet ettiğin bu vatan ağlıyor, biliyor musun? Kan ağlıyor. Ama sen rahat ol, ben ve benim gibi Türk gençleri senin eserlerini sonsuza dek koruyacak ve yücelteceğiz. Bu dünyada bize ölüm yok! Umut var! Hiç tükenmeyen hiç bitmeyen, bitmeyecek olan umutlar... İşte sırf bu yüzden her sabah yeniden aşkla, umutla, şükürle uyanıyorum yarınlara. Önce Atam’ a sonra aileme layık olabilmek için. Siz de sahip olduğunuz her şeye, aldığınız her nefese şükürle uyanın; çünkü hayattaki en pahalı şey aldığımız nefes! Etrafınızdaki her şeye aşkla yaklaşın. Kalbinizi yumuşak aklınızı berrak tutun. Mutlu günler.


önceki eser / sonraki eser