Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: hgulay3454
Eser Sıra Numarası: 160215eser09



İYİMSERLİK KAÇTI GÖZÜME

Yaşımın tüm olumsuzluklarına rağmen iyimserim çünkü her kışın baharı, her gecenin sabahı vardır. Sürekli kış ve gece olmaz. Ve yine bu yüzden iyimserim çünkü kötü günler gelip geçer bilirim ki karanlığın sınırı aydınlığı müjdeler. Hayatın güzellikleriyle beraber çirkinlikleri de barındırdığını, iyiliklerle beraber kötülüklerin de olduğunu, yükselmenin de düşmenin de doğal olduğu bilincinde olmamız gerekir. En önemlisi de, hayatın her koşulda anlamlı olduğuna ve mücadeleye değer olduğuna inanmamız gerekir. Hayatın problemleriyle baş etmenin en iyi yolu kendimize şunu söylemektir. “Eee ne olmuş? Hemen pes etmek bana göre değil. Ben devam etmeyi seçiyorum.”

Hayat, engebeli bir yoldur. Karşımıza ne zaman yokuş çıkacağını bilemeyiz. Belki de yokuşun arkasındadır aradığımız başarı. Ama yokuş çıkmak sabır ister. Ve biliriz ki her yokuşun bir de inişi vardır. Yani zorlukları kolaylıklar takip eder.   

Hayatta da her zaman mutlu olamayız. Yaşamımızda dertler, hüzünler, matemler, kötü günler yok mudur? Elbette ki vardır.

Sahi matem olmasaydı mutluluk nasıl anlaşılırdı?

Kötü gün olmasaydı iyi gün nasıl seçilirdi?

Hayatımızda engeller olmasaydı sabretmeyi öğrenebilir miydik?


Örneğin tırtıl kozasının içinde birkaç gün bekledikten sonra kelebek oluyor. Peki ya o kozada hareketsiz kalmasaydı kelebek olup uçabilir miydi? Karşımıza çıkan engellere sabredersek gerçek selamete ulaşırız vesselam. Sabır; kilitli mutluluk kapılarını açan bir anahtardır. Ve bu anahtara pes etmeyip sabredenler ulaşır. Bu yarışmayı kazanamasam bile hâlâ iyimserim çünkü yazmayı seviyorum. İyimserim çünkü geçmişte yaptığım hatalar benim için birer tecrübe, bugün aynı hatalara düşmüyorum ve gelecekte bir gün elbette başaracağım.


Kötü olaylara iyimser bakarak başarmak deyince aklıma “Hayat Güzeldir” filmi geliyor. İkinci Dünya Savaşı zamanında zorla Yahudi kamplarına götürülen bir baba ve oğlunun hikayesi anlatılıyor. Oğluna kampta olup bitenlerin oyun olduğunu ve eğer oyunu kazanırlarsa ödül olarak ona doğum gününde gerçek bir tank vereceklerini söylüyor. Babası savaş süreci boyunca ona bardağın dolu tarafına bakmasını öğretiyor. Nihayet savaş bitince Amerikan askerleri kampı ele geçiriyor hem de gerçek bir tank ile!
Hepimizin önceden düştüğü yani kötü günleri elbette olmuştur. En küçüğünden bir örnek vermek gerekirse mesela kışın hasta olduğumuzda sağlığımızın ne kadar kıymetli olduğu aklımıza gelir ve bir an önce iyileşmek isteriz değil mi?  Ama vakti vardır her şeyin. İşte bunların hepsi birer imtihandır.  Fakat imtihanlar seviyeye göre farklı farklıdır.

Talebe ile öğretmenin, er ile generalin, memurla amirin imtihanı bir değildir. Ortak olan tek şey, bir imtihan varsa mutlaka çözüm yolu  da vardır. Çözüm yollarını da tıkamamak lazım örneğin dışarıda güneş olmasına rağmen penceremizi kat kat siyah perdelerle kapatırsak güneş tabii ki o eve sızmaz. Ama dışarıdaki güneşi merak eder ve perdeyi azıcık aralarsak güneşin bize nasıl gülümsediğini görebiliriz.

Nasıl ki gülen bir insan gördüğümüzde içimiz açılıyor ve onun mütebessimliği bizi de neşelendiriyorsa, kötümser bir insan gördüğümüzde içimiz kararır. Huzuru ve mutluluğu Kaf Dağı’nın ardında ararız. Halbuki mutluluk yanı başımızda olsa bile kötümser olduğumuz için onu göremeyiz. Mesela mutluluk, sıcak bir “merhaba” sesinde gizlidir. Ya da güneşin ve yağmurun aynı derecede önemli olduğunu kavrayıp güneşe de yağmura da sevinmektir. Kimine göre de bir şehirdir... Kimine göre bir çift göz... 

 Bence iyimserliğin simgesi turna kuşlarıdır. “Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu” kitabında kanserli bir kızın iyileşme ümidini kaybetmemesi ve azminden taviz vermemesi anlatılıyor. Hayatı uygun koşullar altında yaşamak marifet değildir. Asıl marifet, bütün zorluklara rağmen hayatın yaşanılabilir olduğuna inanmak ve bu inancı asla kaybetmemektir.

Şu hayatta ne kadar çok şeyden yakınıp duruyoruz farkında mıyız? Yok şu kıyafetimin ütüsü bozuk, yok bu telefonun modası geçti, yok bu işin parası az... Yakınmalar listesi uzar, gider. Ama bir durun ve düşünün! Niye her defasında “daha çok” için çabalıyoruz? Görebiliyorsak, dokunabiliyorsak hatta nefes alabiliyorsak ne mutlu bize! Engelli insanların yaşadıkları hayat, sağlıklı birine göre kat kat zor. Al sana şükür sebebi. Belki yaşadığımız hayat bir başkasının hayalidir. Durup bir şükretmek gerekir Mevlaya! Allah bize sağlıklı bir vücut, gıda ve giyecek, güvenli bir vatan, temiz hava ve su vermiş. Aslında şükredecek çok şeyimiz varken olmayanlara hayıflanıp duruyoruz. Bu yüzden iyimserim çünkü şükretmeyi biliyorum.

Hepimizin hayatında o kadar çok şükür sebepleri var ki. İsteklerimizin henüz gerçekleşmediğine odaklandıkça sahip olduğumuz güzellikleri elimizden kaçırıyoruz. Aslında peşinden koştuğumuz şeylerin hemen hemen hepsine sahibiz. Tek yapmamız gereken gözlerimizi bunları görmeye açmak. Elimizdekilerin kıymetini genellikle kaybettikten sonra anlarız. Sağlık gibi, sevgi gibi, huzur gibi, eş dost gibi... Kaybetmek insana sabrın ve şükrün gerektiğini öğretir. Haydi kendimize bir beş dakikacık ayıralım, başımızı ellerimizin arasına alalım, gözlerimizi yumup kendimizi, ailemizi, evimizi, işimizi, sağlığımızı, dostlarımızı, etrafımızda dönen dünya güzelliklerini düşünelim! Onlara sanki tam şu anda sahip olmuşuz gibi, birazdan elimizden alınacaklarmış gibi sımsıkı sarılalım. Kaybetmeden, sahipken ve yakınımızdayken değerlerini bilelim.

Ve şunu da unutmayalım ki, iyimserlik güneş gibidir üflemekle sönmez. Milyarlarca kötümser cılız nefes hep birden üfleseler de... Sonuç bir "püf"tür! Sabahlar ve baharlar yakındır, görebilen gözlere çoktan gün ışımıştır.