Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: fecr-i ati7535
Eser Sıra Numarası: 160212eser03

 
 Bu Genç Yaşımıza-Tüm Belirsizliklere- Rağmen Neden Umutla mı Bakıyoruz?
     Önce bir düşünelim;  gerçekten iyimser miyiz, umutla mı bakıyoruz acaba? Kırıldığımız, vazgeçtiğimiz, pes ettiğimiz, acı çektiğimiz ve bunların birikimiyle bir boşluk hissine kapıldığımız olmuyor mu çoğu zaman. Bir hiçlik hissi. Böyle amacımızı falan unutturuyorlar bize. Uğruna en güzel yıllarımızı delicesine çalışarak geçirdiğimiz, hayatımızı oluşturduğumuz amacımızı unutturuyorlar. Neyle mi? Yani bazen sınavlar başlıyor, sonra bitiyor. Aşk başlamıyor kalıyor öyle hoşlantı niyetine. Ödevler bitiyor, sonra tekrar veriliyor, tatiller geliyor, sonra geçiyor. Zaman sürekli işini yapmaya devam ediyor -hem de hiç sorgulamadan- Bakıyoruz önümüze; lise bitti, sonra üniversite, iş, evlilik, çocuk, torun, emeklilik...
Ha şimdi o mu cazip geldi diyeceksiniz. Hayır tabiki. Yaşlanmak istemiyoruz. Ayrıca en güzelinin varılan yer olmadığını, o yere yapılacak yolculuk olduğunu da biliyoruz. Yani emeklilik de boş. Sonra ölmek; o mu anlamsızlaştırıyor acaba bu düzeni, bilmiyorum. Bazen ruhumuzu alıp götürüyorlar sanki. Tabi ki yerini hemen dolduruyoruz. Ama depresyon, ama stres, ama sebepsiz gülme.
   Sonra ufak bir şey oluyor, hemen o yaptığımız duygu sömürüsünden vazgeçiyoruz. O ufak şey çok önemli bizim için. Bazen, sınıfımızda duran, sürekli gizil olarak göz değdirdiğimiz, küçükken bilinçsizce, şimdiyse beyinlere kazıyarak öğrettiğimiz, o bizi seven, güvenen, yücelten, yakışıklı adamın gözleri varya, işte o an kaldırıyoruz başımızı sonra omuzlarımızı geriyoruz. Çünkü o deniz mavisi gözlere bakmaktan vazgeçemiyoruz ve bakınca ne istediğini, ne söylediğini, ne yaptığını ve neye inandığını görüyoruz. Oradaki gizli yalvarışı, seslenişi kıramamakla birlikte o güveni de almış oluyoruz.
Birinin bütün umudu olmak çok, çok ağır. Tabi ki yatarak kaldıramayız, güçlenmemiz lazım. Son bıraktığında ilerideydik, güvenmemiz lazım.  Atatürk’ün kıymetlisi olduğumuzu bilmemiz lazım. Bu, ruhumuzu geri veriyor işte, can suyumuz sanki. Sonra hayaller kuruyoruz yine. Zaten hayal kuruyorsak sorun  yok, ruhun yerinde demektir. Çünkü her hayalde gizli bir inanç vardır.
Genç yaşımıza gelince, yani önümüzde hiç bir engel yok. Bir şeyi değiştirmedik daha, risk almadık- üçüncü sınavlarımızdan başka- küçüğüz, teorik olarak vaktimiz de çok. Bunlar da hayallerimizi besliyor işte.
Belirsizlikler mi? Belki de güç veriyor. Sonuçta belli olanları da görüyoruz. Heyecanlıyız hiç değilse. Duygularımız daha baskın, ilklerimiz az. Belki bu yüzden büyükler bizi budala olarak görüyor. Bilmiyorum tabi, bu da büyüyünce anlayacaklarımdan.
Madem kalbimiz atmış bir kere ve hala da atmaya devam ediyor.
Madem oratada yaratıcısı olabileceğimiz- tertemiz- bir hayat duruyor.
Tabi ki üstten başlayacağız ki altlar kirlenmesin.
Tabi ki üstten başlayacağız ki altları seçişte uyum kolay olsun.
Tabi ki ilk çantayı seçeceğiz ki istediğimiz ayakkabıyı alabilelim. Nasıl olsa ayakkabı ile uydururuz bir şekilde ve zaten hayat bir bina mı?
Niye ilk temellerini atalım ki?



önceki eser / sonraki eser