Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: erguvan0205
Eser Sıra Numarası: 160218eser17



KİM BİLİR?
Bir garip burgaç içinde dönüp duruyoruz. Sağımızda deniz, solumuzda uçurum. Altında nefes aldığımız gök kubbe mavi, üzerine bastığımız çamur kahverengi. Garip bir yer bu yaşadığımız. Kimse önümüze ne çıkacağını bilmiyor, ha bire konuşup duruyoruz. Adım atıyoruz, eyvahlar ediyoruz. Âşık oluyoruz, düşünceye değin koşuyoruz; şiirler okuyoruz, türküler söylüyoruz. Önümüze ne çıkacak bilmiyoruz. Ha bire konuşuyoruz, ha bire koşuyoruz. Ağzımız kuru, bacaklarımız yara bere dolu. Niçin koşuyoruz?
Kim bilir? Kim bilebilir?
Geldiğimiz yolları sel almış, üzerine yürüdüğümüz yollar fırtınaya çıkıyor. Duygular pespaye, yaralarımızdan oluk oluk kan akıyor. Vaziyet hiç iç açıcı değil. Yaşam parmak uçlarından ağır ağır akarken bir istek kaplıyor gönlün her köşesini. Kaçıp gitmek hevesi mütemadi. Üstelik bir yanımız umman, bir yanımız uçurum. Bütün kör kuyular aynı şeyi sayıklıyor: Sonumuz ne olacak?
Kim bilir? Kim bilebilir?
Yine de, niye vardır bilinmez ama vardır umut. Değil mi ki insanı ayakta tutan vücudu değil ruhudur. Değil mi ki ruhun temeli umuttur. Umut yürütür, umut koşturur, umut yaşatır insanı. Kalp değildir insanın göğsünde atıp duran, umuttur. Sahi, niye böyledir?
Kim bilir? Kim bilebilir?
Deniz ve gökyüzü asla kavuşmaz birbirine, fakat umut vardır. Yalnızca ırağa bakan gözler görebilir onu. Ufuk çizgisi tüm alacasıyla serilmiştir gözler önüne. Vakit dardır, cümleler devrik. Yaşam nefes nefese kalmıştır, dünyanın saçları ağarmıştır. Gün geceye koşar, ölüme atlar çabucak. Gece, günden kaçar köşe bucak. Çünkü yarına ihtiyaç vardır. Yarınlarda umut vardır. Belki yarın birisi daha bakar ufuğa doğru, belki birisi daha kaldırır yere eğdiği yüzünü. Belki kapanan eller tekrar açılır semaya doğru, belki iki âşık kavuşur birbirine. Belki yarın, denize düşer gökyüzü.
Kim bilir? Kim bilebilir?
Vuslat olmasa nasıl geçerdi hasret, sılaya dönüş olmasa gidilebilir miydi gurbet ellere? Yarın olmasa kurulur muydu hayaller, kurulabilir miydi? Alabildiğine kötü olsaydı dünyanın bize bakan yüzü, izin verir miydi bir kuru umuda bel bağlamamıza? Yarınımızda gülmek olmasaydı rahatça ağlayabilir miydik kundakta? Gölgelere şiirler fısıldayan meczuplar, tebessüme tebessümle karşılık veren yabancılar, bütün hayallere pembe çalan öğretmenler, sevdalar ve sevdalılar, kaldırım taşları arasında yeşermiş çiçekler ve o çiçeklere basmaya kıyamayanlar… Böyle pak kalabilir miydik bu çamurların içinde?
Güzel şeyler var. Gökyüzü var, deniz var. Mavi var. Çayırlar, basılmamış çimenler var. Yeşil var. Bahar var, güz var. Yaza dönmedi mi bütün kışlar? Kardelenler yine silkip atmadı mı üzerindeki karı? Islandıysak da kurumadık mı? Bahsettiğiniz kadar koyu değil geceler. Yıldızlar var, Ay var.  Bizim için gökyüzüne dizilmiş milyarlarca yıldız var. Her yıldızın sırtında bir umut var.
Yaşamadıklarım yaşadıklarımdan çok. Dünyanın bana çokça nefes borcu var, benim hiçbirini boşa tüketmeye niyetim yok.  Yeterince ağlamadı mı göçüp gidenler? Sırada gülmek var.


önceki eser / sonraki eser