Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: elifsu2911
Eser Sıra Numarası: 160222eser17




                                                                      TAŞINAMAYAN YÜKLER

      Bir tren garı ve anlamsızca etrafını izleyip neler olup bittiğini çözmeye çalışan çift noktalar. Bu noktaların kimi çam yeşili, kimi kömür karası... Ama derinlerindeki  bu anlamsızlık tüm bu özgün güzellikleri bir çarşafla örter.
       
     Ellerinde çokça çuvallar, genç kızların sırtlarında üstlenemeyeceği sorumluluktaki bebekler... Yanlarında ise sadece sözde erkekler! Küçük şehirlerinden bu kara dumanlı trenle büyük bir şehir olan "Taşkent'e" gelmiş şaşkın insanlar var. Sözde erkekler olarak nitelendirdiğimiz erkekler dışarıdan bakıldığında dünyaları ben yarattım havası verseler de içlerinde çok büyük bir acizlik ve çaresizlik kaplıdır. Köyde ailelerine bakamayıp bir iş sahibi olma umuduyla şehre gelirler. O, yaşlarından büyük yükü alan genç kızlar ise bebekleriyle onların peşinden sürüklendiler. Onlarında bir umudu vardı belki de. Köylerindeki sefil hayattan kurtulmak gibi... Evlerindeki küçük kutudan izledikleri şaşalı hayatların olduğu şehirdi burası...

William Mc. Fee'nin bir sözü var; "Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.". Bu yüzden o insanlarında bu şehre neler yaşayıp geldiği değildir göz önünde olan. Asıl mesele bu şehre geldiklerinde yaptığı ve yapabilecekleridir. Bu yapabileceklerindeki kuvvetin besin kaynağı ise iyimserlikten geçmektedir. İleriye olumlu bak ki gemiler limana hasar almadan ulaşabilsin. Ama hayat bu kadar  toz pembe değildi onlara. Ayaklarının yere sağlam basabilmesi için gerilerinde onları destekleyen sağlam güçler bulunmamakta.

Bu bölüm kadınlar için daha büyük bir zorluk göstermektedir. Çünkü kadının duygularından başka bir koruyucu kalkanı yoktur. "Erkeklere çok mu kolay?" dediğinizi duyar gibiyim. Cevap belli, tabii ki değil. Fakat bu bir gerçek ki gerek ülkemizde gerekse dünyada erkekler birkaç adım daha önde.
Arada düşünüyorum. İyimserler ve kötümserler arasında bir savaş çıksa sonuç ne olur? Sanırım kötümserler daha savaşmadan kaybederler. Neden mi? Bir insan kaybedeceğini düşündüğü bir savaş için kendini seferber etmez. İşte asıl arızayı veren kısım tam da burası. Olmayacağını düşünüp yapabilmek için çaba bile göstermeden pes etmek... 

Kimisi elinde kare çantasıyla insanlara çarpa çarpa, anlamsız telaşlar içinde işine yetişmeye çalışıyor, kimi ise püsküllü çantasıyla hayatının keyfini sürüyor. Sanki dünya basamaklardan oluşan bir merdiven de her katında farklı insan hayatları var. Oysaki dünyanın vazgeçilmezliği eşitlik ve adalet duygusudur. Ama yaşamın hiçbir alanında buna rastlanılmaz.  Yine kendine döndü oklar. Herkesin iyi kötü bir hayatı vardı. Peki, onlar ne yapacaktı? Onlar için bu şehir karanlıktan mı yoksa aydınlıktan mı yana olacaktı? 
     
Bu farklı renklerin içinde yok olmak mı, yoksa renklere karışmak mıydı onları bekleyen son?  Sorunun cevabı çift noktaların içindeki umudun tonundaydı. İyimserdi umutla bakan gözleri. Yavrusu çocuk gelin olmayacak. Okuyup kendine bakacak, ayakları üstünde duracaktı. Aydınlığı seçti.
    
        İyimserdi, çünkü denize koşan ilk denizyıldızı kendisi olacaktı. İyimserdi çünkü her zaman iyimserim diyebilecekti.