Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: edas6378
Eser Sıra Numarası: 160221eser14




                                                                  BEN İMKANSIZIM

             Çocuktum. Karların içinde yuvarlanarak büyüdüm. Boyumu aşan karda bata çıka bir avuç toprak arardım. Yerden göğe dünyanın izini sürerdim. Uçurtmamı peşime takıp bulutların arasından geçirmeye çalışırdım. Sanki bulutlar bir balon ve uçurtmam onlara batarsa sönecekler, canları acıyacak sanardım. Biraz büyüdüm ve uçurtmamın bulutlara yetişemediğini fark ettim. İçim rahatlamıştı. Oh! Bulutlarım güvendeydi. Bulutlarım işte. Benim bulutlarım. Küçücük kollarımı açarım, gökyüzünü kucaklarım ve işte benim olurdu. Dünyayı uçsuz bucaksız sanardım. Gerçekleri öğrenmem uzun sürmedi. Benim sadece gökyüzü dediğim mavilik, atmosfer katmanlarından oluşuyordu ve birden fazla adı vardı. Sarıldığım o bulutların bastığım o toprakların ucu da bucağı da vardı. Bunu öğrenince dünyam basıma yıkılmıştı resmen. Nasıl yani? Gökyüzüm, o deniz mavilerim sonsuz değil miydi? Hadi ama öğretmenim şaka olmalı bu.Ama değildi. Tamam buna alıştım. Ama şunu da öğrendim ki dünya, benim güzel mavi gezegenim elbette ki sadece denizden ve gökyüzünden oluşmuyordu. Başka yerler vardı. "başka dünyalar " diye tabir ettikleri yerler. Öyle bahsediliyordu ki bu yerler ulaşılmayacak gibi, imkansızın kelime anlamı sanki. Başka insanlar. Renkleri, gözleri, saçları, sesleri farklı ama aynı kandan aynı sudan oluştuğumuz aynı gözyaşı döktüğümüz başka insanlar.

             Heyecanlandım. Ama bu da uzun sürmedi çünkü bahsedildikleri kadar ulaşılmaz değillerdi, hatta gayet de ulaşılabilirdi hepsi. Benim devasa beyaz pamuk sekerlerim, benim inanmak istediğim sekliyle sonsuz olan gökyüzüm ve bu harikulade rengini hediye ettiği sevgili denizler, bastığımız topraklar bile ortaktı. Ulaşılmaz değildik hiçbirimiz. Yani öyle sanıyordum. Ama şöyle düşünsenize ta dünyanın öbür ucundan biri beni düşünüyor ve nerede ne halde olduğumu merak ediyor. Ama nasıl bana ulaşacağını, beni nerde bulacağını bilmiyor. Benim varlığımı biliyor belki beni hissediyor ama göremiyor. Hiç göremeyecek de. İste ben. Buradayım, nefes alıyorum veriyorum. Havaya karışıyorum her bir soluğumla. Kimyamı paylaşıyorum gökyüzüyle . Belki de ona hayat üflüyorum. Her bir akciğer hareketimde her bir ahımda her damla yaşımda çığlığımda hapşırdığımda da. Hayat veriyorum dünya'ya. Dünya'ma ve ben bunları yaparken birileri beni ulaşılmaz olarak görüyor. Çok uzaklarda bir dünyada imkansızım ben hepimiz öyleyiz hepimiz için. Bulutlardan okusak da hayalleri, güneş ışınlarından hissetsek de mutlulukları ve yağmurlarla paylaşsak da üzüntüleri ya da dip dibe göz göze olsak. Hepimiz imkansızız birbirimize. Elini tutsak bile yüreğine. Sessizce öpebiliriz nefesini belki ama ciğerlerine, beynine, düşlerine ve düşüncelerine imkansızız. Kontrol edemeyeceğiz. Onlara sahip olamayacağız ve onları yaşatamayacağız. Ama bu bir sorun değil. Hayır hayır. Tam aksine bu bir mucize. Bu bir mühendislik harikası. Bu bir kusursuzluk. Tam anlamıyla evrenin isleyişi ve mükemmele ulaşmış bir sanat eseri. İmkansızız birbirimize, hepimiz özeliz böylece. Birer birer insan insan. Özeliz ve birbirimize sahip değiliz. Sahip olduğumuz tek yer var. Her nefesinde hayat verdiğim ayakta tuttuğum gökyüzüm. Yudum yudum içtiğim denizim suyum ve her adımımda tabiata ortak olduğum titreterek hareket ettirdiğim toprağım. İşte sahip olduğum yer ve işte ait olduğum yer. Yaşattığım ve yaşatıldığım yer. Birbirimizi yaşatmak zorunda olduğumuz yer. Kontrollerimiz birbirimizin elinde. O bana tüm bunları veriyor ve bunu tüm samimiyetiyle tüm cömertliğiyle yapıyor. Ben de ona bir tohum vereceğim, sulayacağım ve onu koruyacağım. Yapmam gereken sadece bu. İşte hepimizin ortak mülkü dünya. Yaşamda da ölümde de. Sahipliğim ve aitliğim... Sonunda artık birileri için imkansız olmayacağım yer.

            Ben her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam edeceğim karşılıklı hayat alışverişi yaptığım bu dünyada. İmkansız olmayan tek yerde yani. Hep olduğum gibi iyimser yaşayacağım. Çünkü hala gökyüzüne bakıyorum, hala topraklara basıp yeni tohumlarımı heyecanlandırıyorum, hala bulutların geldikleri uzak yerlerdeki insanların onlara yazdıklarını okuyorum, hala tenime değen her gün ışığında mutlu oluyorum ve yağmurların taşıdıkları hüzne ortak oluyorum. Belirsizliklerle dolu bu kocaman ama ufacık yere gülümseyebiliyorsam, onu kollarımı açıp kucaklayabiliyorsam, hala ona ve bir yaşama sahipsem ve bir yerlerde birileri için imkansızsam benim içimde kanatlarında umut taşıyan bir sürü kelebek var demektir ve o kelebeklerin konacakları bir sürü papatya. Yaprakları iyilik döşenmiş bir sürü papatya. İyimserim çünkü yaşayan umutları iyilikle buluşturacağım. İyimserim çünkü yaşadığım sürece yaşatacağım.