Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: doktor1963
Eser Sıra Numarası: 160222eser48




TÜM YILDIZLARIN İSMİNİ BİLMEK
Ağlamaya kendini çok yakın hissetiği ve daha fazla kaçamayacağını anladığı an onu ne alıkoyar? Kolundan ne tutar hiç düşündü mü? Kim tutar ellerinden ve bir an için unutur neden bu kadar yaklaştığını ve bilinmezce kurtulur bir sebepten. Sadece bir kaç saat bir film dudaklarında hüznün ve hayranlığın tadını en ustaca şekilde nasıl bırakır hiç düşündü mü? Ve bir gün evrenin sonunda yalnız bir şekilde sıkışırsa ellerinden kim tutar biliyor mu çocuk ? Şu an düşünüyorsa eğer aklından geçenlerin ne olduklarını söyler misin gökyüzüne? Gökyüzü biliyor zaten hep de bildi. Ama o ne zaman öğrenecek? Büyüyünce mi ?
Neden bekleriz ki bir yıldızın tutuşmasını, hangi cesaret bağlar bizi o her yıldızın adını bilene ve dünyanın dönüşünü ayaklarının altında hissedebilene? Yaşamın verdiği o unutkanlığı henüz tatmayan ruhlarımızın haykırırcasına saçtığı bir ışık var. Henüz karanlığa çökmemiş olan ruhlarımızın cesareti bundandır. Ve hüzün, o henüz adlandıramadığımız ürperti göğüs kafesimizdeki;adlandıramayışımız mı bizi koruyan şey ?
Büyüdükçe insan sevdiklerinin ölümsüz olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor ve kalbinin aynasından yansıyanların o şırıngadaki ölüm adı verilen sıvıyla damarlarından akan kanın zehirlenişini  seyreder biçimde oluşunu anlıyor. Korkunun adını umut koyuyor umudun adınıysa hüzün. Demem o ki yaş büyüdükçe umut artmıyor ,bizce hüzün artıyor çünkü peri tozu dolu filtremize bir ıslık çalıyor zaman, uçup gidiyor o tozlar “zamanla”. Umut, umut neydi hep bir çocukça?  O  oyuncunun, filmdeki hayaline benzemeseydi umut,nasıl sökülürdü çocuk? Korktuğu her şey olur muydu onlar yavaş yavaş, diğer filmdeki kötü hayale benzer miydi bir gün ? Ya da koskaca bir kalbin içinde aptalca kararı veren o ahmağa?
Gerçek sevdamızı buluruz bu küçük yaşımızda, gezmek isterim evreni, yıldızları teker teker ezberleyenle uçmayı maviliğin içinde ve bilmeyi gerçek merhameti,gözlerimin ruhuma aşıladığı her bir hayalle tanışmayı. Biriktirdiğim tonlarımı bir tuvale dökmeyi çok arzu ederim. Gökyüzündeki her bir fırça darbesinin kurumamış boyasını parmak uçlarıma dolaştırıp merhamet kağıdıma en güzel eserimi dökmeyi isterim. Peki ya o ne ister? Bir kaç parça kağıdın ceplerini doldurmasını, bu onun suçu değil  zamanın verdiği o hafif sızlamayla ilk titreyişleri. Haykırmaktan korkar hale gelmiş, ve gerçek sevdasını yitirmiş. Oysa bir çocuğun zoruna gitmez onların imkansız dediği şeyin hayalini kuruyor olmak.
Bir ayaz alıp götürmez benim hayalimi ve üşütmez bir fırtına başrollerimi. Yaptığım her şeyi hayalime yaparım. Ve bir gün gözlerimden bir damla süzülürse yine dönüp arkama bakarım o tek damla bir sel olsun diye. Çünkü bilirim ki hüzün o adını bilmediğim hissiyat doldurur kalbimi merhametle ve eğer bir gün insanoğlu hatırlarsa merhametin erdemini o zaman o tek damlayı sel etmekten vazgeçerim. Bilirim ki vücudumun ve ruhumun en kıymetli yeridir kalbim. Her bir morluğa teker teker parmak uçlarımı bastırırım bir çekiç olur ve hatırlatır o yıkıntının gürültüsünü o tek damla yola çıktığında ellerim bana. Ve gözlerim gördü cesaretin anlamını çünkü bazen korkmak çok normal. Gerçek cesurun korkmayan olmadığını biliyorum ben.  
Biliyor mu doğru olduğuna inandıkları şeyleri yapan insanları görmezden geldiğini? Bilecek.
Zaman değiştikçe her yetişkin çocukluk yıllarını özler öyle değil mi? Anılar her zaman olduklarından daha güzel görünmüştür, aynısını tekrar yaşayamazsın belki, zamanın kalmamıştır;belki de çoktan dokunmuştur zaman sana ateşten elleriyle.  Her şeyi doğru yapmak için zamanın olsaydı ne yapardın sorusunun öznesidir çocukluk.
Dünya hayallerimizin altında serilir ve o an için her şey mümkündür. Zamanımız ve gücümüz vardır, ister kuzeye ister güneye koşarız ister yeryüzüne iner geçmişe büyüteç tutarız ister yıldızlara çıkar geleceğin yolunu arşınlarız. Bize güvenen kimse olmasa kendimiz için kendi kıvılcımımız vardır gazete kağıdı gibi yanmaz üstelik yağ gibi yanar uzun uzun ve kendinden emin bir sükunetle. Farkındalığa ulaştığımızda sağlayacağımız sükunetin aynasıdır.


Bize ne öğretirler? Doğru yazmayı, noktalama işaretlerini doğru yere koymayı, kelimenin doğru yazımını... biz ne yaparız? Kusursuz kusurlarımızı dökeriz kağıda, yazımızda anlama önem verirken yazımı unuturuz gider belki arkadaşımızı teselli ederken belki çok sevdiğimiz birini mutlu etmek için yazılar yazarken kısaltırız kelimeleri ve cümleleri çünkü biliriz önemli olan anlamıdır. Fakat bunun önemini unutturur  hayat.  Gençlik bu konuda yetkin olmamız için bize hala şans tanıyan bir süreçtir ve bu sürecin içinde olan bir birey bunun farkındalığında olduğu zaman umut dolu bir varlık olduğunu anlayacaktır.
‘’Yıkılmamış umutlarımız vardır ve dolu dolu gözlerimiz, sözlerimizdeki izler henüz derin olmamıştır. Derinin altında yoktur yara izi ve henüz üşütmüyordur gün ışığı.
‘’Göğsünde bir deprem, her yer parçalanıyor, kafası depremin şiddeti kadar boş. Ona dokunan küçük çaplı selleri var yalnızca. Kolları çok ağır ve suratı çok acıyor. Kalemi yok, tutamıyor. Bu en kötüsü değil belki ama en tezatı. Kafası ne kadar boşsa göğsü o kadar şiddetli. Ne siyahı kaldı içinin ne de bir parça hüznü. Hürmet bile yok içinde ne kendine ne de satırlarına. Yanıyor, parçalanıyor serinlikte. Üşürken kendi parçalarını ateşe vermiş sanki. Yanıyor her şey o kadar soğukken yanıyor, ısınmak için benliğini ateşe verdi. Bir ritmi bile uyduramıyor kulaklarına. Kafasının içinde ne olduğunu bilmediğinden uyduramıyor bir ritim.’’
Etrafında böylesine melankoli kusan bir toplum varken o neden umut inledi ? Biliyoruz edebiyata dökülebilecek satırlarını içten hissetmektedir bir genç. Dökeceklerini biriktirir yıllar boyu ve bir gün o nehrin kalbine tekrar akmasına izin verirse kaleminden damlalar düşer kağıda. Belki beklemek umudu söndürür insandan. Yeni bir kalp atışıdır umut bu yaşta ve henüz tozlanmamıştır, açılmamış bir defter gibi teker teker dolarken sayfalar; rüyanın alfabesiyle büyülenir gelecek.
Gel zaman git zaman tozlanır gözlük camları yıldızların ve bir kuyruklu yıldızın kuyruğundan tutunup kaçar umut.
Bir gün açacağız kapılarını küçük mavi kulübenin ve tutacağız ellerinden tüm zaman ve uzayın. Öğreneceğiz ki bilmiyorum demekte bir sorun yok aslında. Ucundan tuttuğumuz yalanın yarattığı etkiyle koşacağız yıldızlara. Bize hep doğruyu söyleseydi umutlar onlara niçin güvenecektik ki?
Pandora’nın kutusu açıldığında içinden ne çıkacağını  biliyorum. İmkansıza sahip olabilmem için imkansızı beklemem gerektiğinden sonsuz haberdarım.  Ve de ben, kırmızı bavulumun üstüne oturmuş bekliyorum. 




önceki eser / sonraki eser