Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: deney1234
Eser Sıra Numarası: 160220eser38




HAYAT DENEY DEĞİLDİ
        Aynaya bakıyorum. Bu ben miyim? Kaç yıl geçti? Ne zaman büyüdüm? Neredeyim?Her şeye çözüm bulabilmişken kendi sessizliğime neden ses olamıyorum? Neden eskinin deli  poyrazını  saçlarımda hissedip, dalgalarıma kaptan olamıyorum? Neden aynaya bakıyorum? Nereye gitti çocukluğum?
Yıl 1985…
Siyah, beyaz…Çatı katında kaybolmuşum. Renksiz çocukluğum parmaklarımın arasında. Daha yeni yeni ün salmış fotoğraf makineleri… Ben de çocukluğuma bakıyorum. Eskiye… Bilinip de unutulana.  Ne kadar mutluymuşum o zamanlar. Yemyeşil bir erik ağacının gölgesinde, İhsan amcamla  oturuyorum. Sonra top oynuyoruz. Minik minik evlerin yanında, gümbürtülü köy pazarları. Cıvıl cıvıl, şen şakrak “insanlar”.
Yıl 2000…
Yine aynı evin çatı katında, çocukluğumu sakladığım o kutunun içinde plakçalarımı buluyorum. Zeki Mürenlerin, Beatleslarınen son, en yeni albümleri. Sonra eski, tozlu piyanomu görüyorum. Notalar çalınıyor tuşların tınısında. sol, la, si… re, do, mi, la… mi, la. Sonra başka bir melodi  izliyor onu mi, la, mi… la. Çocukluğum geliyor kulağıma. İlk aşka yazılan, ilk şarkım: çocukluğumun şarkısı… “Şimdi uzaklardasın…”
Yıl 2005…
Üniversitenin bahçesinde oturuyoruz “dostlarla”. Ellerimizde koca koca, kalın kalın kitaplar. Gelecek sınav için ter döküyoruz. Espri yapıyor bir arkadaş, hep birlikte “gülüyoruz”.  Yapraklar sallanıyor ağaçlarda. Ağaçlarda…
Yıl 2013…
Bu yıl dünyadaki en mutlu insan benim. Profesör Merth’ün araştırma takımına seçildim, geleceğin gen mühendislerinden biri olarak, kariyerime ilk adımı atıyorum. “Geleceğe”…
Yıl 2020…
35 mi? 35’ime mi girdim? Zaman ne çabuk geçiyor. Her gün laboratuar, deney, gelecek derken gençliğimi yitiriyorum. Ne kadar uzun zaman olmuş pencereden dışarı bakmayalı. Hangi ara bu kadar çok araba oldu? Ne zaman karardı göğün yüzü? Kuşlar ne zaman ağlamaya başladı ve hiç susmadı?
Yıl 2035…
Yeni bir laboratuar. “İnsanlık” için… Deneylere son sürat devam. Klonlanan insanlar,  Ay’a ilk koloni, Mars’ta bitki örtüsü, Taksim’in altı şehir;  30 kilometrelik gökdelende yeni deney merkezi. Harabe olmuş dünya; yaprak da yok yeşil de. Renkli meydanlar, parklar, kapkara olmuş, hüzün bağlamış. “Doğa” küsmüş insana, insan kızdırmış doğayı. Doğa…  Ne kadar ilginç bir kelime. Bu kelimeyi kullanmayalı uzun zaman olmuş.  Uzun zaman… İnsanlık… o da ne?    “İnsanlık” ölmüş.  Çocuklar gitmemiş okullara, robotları gönderilmiş.   Ben insanlık için bilim yaparken,  görememişim insanlığın yitirildiğini. Metal parçalar kaplamış insan yüzlerini. Şimdi de “yedek parçaları” olacak.  “Doğa küsmüş insana, insan kızdırmış doğayı”.  Küçükken erik ağacının gölgesinde oturduğumu hatırlıyorum, İhsan amcamla.  Amca… Ne garip bir sözcük. Küçükken…  Ben ne zaman büyüdüm. 30, 40, 45, 50… 50. 50 yıl olmuş.
Saçlarıma ne zaman aklar düştü? Ne zaman moda oldu uçan arabalar? “İnsan”   yürümeyi ne zaman unuttu. Ne zaman hep birlikte gülünen dostlar göçüp gitti? Zaman… Ne zaman bu kadar hızlı kayıp gitti parmaklarımın arasından? Zaman… Ne zaman?
Yıl 2050…
Aynaya bakıyorum, aynaya… Bu ben miyim? Elimi kaldırıyorum, elini kaldırıyor.Yüzüme bakıyorum. Zamanın geçerken yüzüme bıraktığı izler yok. Gözlerim hiç bu kadar dinç olmamıştı. Dudaklarım hiç bu kadar dolgun. Saçlarım hala kestane kahvesi, gözlerim “eski”deniz mavisi. Aynaya bakıyorum. Hayır, ayna değil bu! XXX21 delta 65, benim klonum. 65 yaşındayım sanki. Ancak daha önce hiç bu kadar genç olmamıştım.  Saçlarıma yıldızlar düşmemiş, gözlerimin feri sönmemiş. Aman Allah’ım, neler oluyor?
Ben hangi ara kendimi bu kadar kaybettim? Bu sefer ilk defa camdan bakıyorum. Duvarların yerlerini camlar aldı çünkü.  Her şey şeffaf, her şey ferah (!) Bir şehir manzarası…Karışık, karma karışık. İnsan yok, klonlar yeni yeni sokaklarda. Yaşlılık kaybolmuş, ölümden  bîhaberiz. 65 yaşındayım ancak daha önce hiç bu kadar dinç hissetmedim kendimi. Hissetmemem de tabi. Besin yerine minik haplar, minicik. Çay içmek istersen yeşil olanı alıyorsun. Limonlu çay istersen sarı ve yeşil hapları beraber yutuyorsun. Hayat kolay (!) Kolaydı… İlk başta.
     O evi buluyorum. Çocukluğumu sakladığım, özlediğim o evi.Çatı katına çıkıyorum, çocukluğumu arıyorum.Bugünün teknolojisiyle fotoğrafları parmaklarımla tozlara sürükleyip, görüntüyü video yapıyorum. Bu sefer İhsan amcamla mangal yapıyoruz.Ne kadar da mutluyum.Çocuk ben yine bana – 2050’deki bana doğru koşuyor ve bir anda duruyor. Sanki beni görmüş gibi.Özlemle bakıyorum ona, geçmişe ve gerçeğe. “ Küçücüğüm,” diyorum. “Geleceğe koşma. Gelecekte bir şey yok. Zamanın kumları arasında kaybolma yeter.”  Görüntü kayboluyor. Geçmişi yine yok ediyorum parmak uçlarımda.Bilinip de, unutulanı bir kez daha arkama atıyorum. Aynaya iyimserlikle bakıyorum.“Geleceğe”…


önceki eser / sonraki eser