Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: çocuktu8457
Eser Sıra Numarası: 160220eser03




                                                       HAYATIN ŞİFRESİNİ ÇÖZDÜM

          Merhaba! Az önce bilinmezlik, hüzün ve mutluluklarla dolu dünyama araladığım kapıdan içeri bakmaya başladınız. Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm, “Hakkımda hiçbir bilgiye sahip olmayan insanlara kendi fikirlerimden bahsetmek ne kadar doğru?” diye ama sonunda baskın olan -insanlarla iletişim kurmayı seven- taraf savaşı kazanıp beni kelimelerle oynamaya itekledi.

Ne gariptir ki iyimserlikten bahsetmem istenen yazıyı yazarken aklım, olumsuz düşüncelere ev sahipliği ediyor. Yolda gördüğüm trafik kazasının ardından “Benim sonum nasıl olacak acaba?” diye düşünürken buldum kendimi. Sonrasında “Şu an o kazazede ben olabilirdim. Hayatta olduğum için çok şanslıyım.” dediğimdeyse aslında iyimser olduğumu anladım. Karşıma çıkan kötülüklerden kendime iyi sonuçlar çıkarabiliyorum. İsterseniz buna Pollyannacılık da diyebilirsiniz; benim için sorun olmaz. Pollyanna’ya benzesem de aslında durum benim için biraz daha farklı.

Henüz 16 yaşımdayım ve ülkenin ortalama yaşam süresine göre -eğer yaratıcım bir farklılık yapıp beni genelden ayrı tutarak erkenden yanına almazsa- dört-beş 16 yıl daha yaşayabilirmişim. Dört-beş on altı yıl daha… Çok güzel değil mi sizce de? Bu upuzun sürede bir insan neler neler  yapabilir! Şimdilerde yolu yarılamış olanlarınızın “Ah keşke benim de önümde yaşayacak o kadar zamanım olsaydı!” dediğini duyuyorum. Peki sizin önünüzde daha yaşanmamış ve kollarını açmış hali hazırda sizi bekleyen, kavuştuğunuzda sizlere neler getireceğini bilmediğiniz  benimki kadar uzun yıllar varken siz ne yapıyordunuz? Birçoğunuzun aynı cevabı verdiğini biliyorum: Gelecek için kaygılanıyorduk.
Elbette bu kadar uzun yılları bir arada ve önüne serilmiş görmek insanı, kendisini telaşın kıyısında bulmaktan alıkoyamıyor. Yalnız kaygıyla önündeki yılları düşünmekten bugünün bitmiş olduğunu o çok önemsenen uzun yıllar da bittiğinde fark etmek, telaşla aynı şey değildir. Yani her şeyden önce yaşanılan günün kıymeti bilinmelidir.
İnsan yaşadığı şu anı, her günü tekrar yaşayamayacağını bilerek ve onun mükemmelliğine kendini kaptırarak yaşamalıdır. Yaşıtlarıma bunları söylediğimde “Hayatın nesini seviyorsun ki? Bize acıdan başka kattığı ne var?” gibi cümlelerle karşılaşıyorum. Henüz hayatın en masum yüzüyle karşılaşmış olan gencecik insanlar olarak fazla melankolik konuşmuyorlar mı sizce de? Hepsi kendini mutsuz olmaya inandırmış, bu gözlerinin önüne inen kalın mutsuzluk perdesinden yaşamın güzelliklerini göremeyen insanlar. Bu insanlarla karşılaştığım an onlara hayatın güzelliklerinden bahsetmeden edemiyorum.
Bir insan nasıl güneşin doğup batarken gökyüzünde bıraktığı muhteşem tablodan, rüzgarın teninde dolaşırken hissettiği o eşsiz histen, nefes alıp verirken o nefese muhtaç olarak yaşadığını bilerek onun önemini anlamaktan, kedilerin sokaklarda gezinip bazen yiyecek bir şeyler arayıp bazen de kış soğuğunda yatacak sıcak bir yer aramaya çalışmalarını görmekten, insanların kiminin yaşlılıktan yavaş yürüyüşünden, kiminin aceleyle koşuşturmasından, kiminin gözlerinden taşan mutluluktan, kiminin hüznüne ortak olmaktan, bitkilerin yeryüzüne kattığı renk cümbüşünden, berrak suların akarken çıkardığı sesten ve daha bunlar gibi eğer en fazla iki sayfa kısıtlaması olmasaydı sonsuza kadar uzatabileceğim güzelliklerden zevk almadan sürekli hayatın acı yönlerini görebilir?

Mutlu ya da iyimser olmak için kendinizi zorlamanıza gerek yok. O kadar kolay bir şey ki! İsterseniz size başlangıç için birkaç öneride bulunabilirim. Lütfen söyleyeceklerimi yapmayacak olanlar yazının devamını okumasın! Umarım büyük harflerle yazmam konuyu ne kadar önemsediğimi anlamanıza yardımcı olmuştur.
Kendinizi mutsuz hissettiğiniz bir anda aklınıza gelmesi için yazıyorum bu cümleleri. Mutsuzluğunuzun kaynağı nedir? Başarısızlık, kayıp, pişmanlık, kaygı, dışlanmak,… Listeyi uzun tutup içinizi karartmayacağım (Şahsen ben bu kelimeleri yazarken bile bunalıyorum.). İçinde bulunduğunuz kötü durumu hep biraz daha kafanıza takarak kendinizi daha fazla üzüyorsunuz. Peki içinde bulunduğunuz kötü durumun kaçında kendinizden daha kötü durumda olabilecek insanları düşündünüz? Kaçında elinizde olanlara sevinebildiniz? Kaçına “Niye düzeltemeyeyim ki?” diye yaklaştınız? Evet; burada bahsettiğim, o sürekli kulağınıza çalınan ‘farklı bakış açısı’nın ta kendisi.

Ailenizle kavga ettikten sonra sadece üzülüyorsunuz. “İyi ki bir ailem var ve onlarla kavga edebiliyorum. Ya kavga edebileceğim bir ailem olmasaydı?” diyebilen kendim dışında bir insana rastlayabilmiş değilim henüz.  “Keşke olsaydı da kavga edebilseydim.” diyenleriniz de var. Peki sizler şu an yanınızda olan insanların kıymetini bilip “Ya onlar da olmasaydı?” diye soruyor musunuz? Eğer sormamışsanız bugüne kadar, lütfen birkaç dakika boyunca elinizde olan her şeyin gitmiş olduğunu varsayarak; bu birkaç dakikayı aklınızı oynatmadan en fazla ne kadar süreye çıkarabileceğinizi kendinize sorun. Elinizde olan her şeyden bahsederken sadece mal varlığınızdan, sevdiğiniz insanlardan değil; gözünüzden, kulağınızdan, aklınızdan, duygularınızdan; size ait olan her özellikten bahsediyorum. Dünyada olan felaketleri düşününce pek de imkansız bir şey değil aslında her şeyinizin bir anda yok olabilmesi.
Size bunları, oturup gerçekleşebilme ihtimaline üzülün diye anlatmıyorum. Size bunlar henüz gerçekleşmemişken, hep daha fazlasını, daha ilerisini istemeden, sahip olduklarınızın kıymetini bilip en iyi şekilde değerlendirmeniz için anlatıyorum.
Hayatınızda olan eksiklikleri belirlemeye çalışmak yerine, elinizde olanları sıkı sıkı tutup, elinizde oldukları için onlara teşekkür etmeli ve her gelen gün elinizde sizi mutlu edecek yeni bir şeyler keşfetmelisiniz.

       Yarın ya da bugünle ilgili olan hiçbir belirsizlik beni mutlu olmaktan, iyimser olmaktan, hayatı sevmekten ve hayatın sürekli bana güzel şeyler getireceğine inanmaktan alıkoyamaz. Çünkü ben, hayat başıma hoşlanmayacağım şeyler getirse de hep daha kötüsünü getirmediği için kendimi şanslı biri olarak görebileceğim.