Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: cesur1234
Eser Sıra Numarası: 160221eser35




ÜMİDE MÜNBİT TOPRAKLAR
   Fikrimin ümitle sarmaş dolaş olduğu bir gecede, havanın seyrinde gözlerim. Gökyüzünde saltanatını kaybeden mavi, yerini koyu bir zifiriliğe bırakıyor. Siyah, otağ kurarken semada, ruhum aksine aydınlanıyor ümidin ışığında. Tonların en koyusundan darbelerle boyanıyor bir tuval gibi. Siyah üstüne siyaha, bir kat daha siyaha boyanırken gökyüzü, sanki Ay’a dahi meydan okurcasına kararıyor dünya. Ve ümidim aksine artıyor havaya meydan okurcasına. Karanlık, bu gece bir tek ümidime hükmedemiyor. Hayretle haykırıyorum sebebini sorarak:
Nerede şu karanlığa batıp çıkmış gecede, yeni güne sökecek şafak?
O şafak ki gecenin en karardığı anda sökerek umutlarımı boşa çıkarmayacak…
   Ve gökyüzünün mihri duymuşçasına sesimi karanlığı boğarak doğdu geceden. Güneşin doğuşundan cesaretle her gün yeniden gebe kaldı ümit, benliğimden. Oysa benliğim belirsizliğe namzet olmuş günlerindeydi. Bir ömrün en erken yaşlarında fakat geç kalmışçasına aceleci hayallerdi içimdekiler. Zaten ümitten başkası da çare olamazdı bu hale. Binler perde çekilmişken temayüllerimizin üstüne, gereken yalnızca bir bakıştı iyice iyimserce… Çünkü iyilik getirirdi ancak iyi olanı.  Nereye çevirsen başını, bakışlarına işlemeli önce ümit ki, dost göresin kendine her bir dideyi. Hem çetrefilli yol değil bakışlarına ümit işlemek, saçlarına ümidi ilmek ilmek örmek, gönlüne sığmaz derdin olsa, gözünün ümide yaşarması. Aksine kolay olandır umutla yaşaması. Çünkü varoluşuyla şu dünyada zübde-i âlemdir insan*. Bu sebeptendir ki ruhuna sarsa umut kelamını, tüm âleme sarmış olur derdini, meramını. Çıkarsa gönlünden karamsarlık lafzını, kat kat âlemler iyilikle su serper dindirirler narını. Yaratılan ümit eder çünkü fıtratında vardır bu hal. Umut eder ki, tüm varlıklar olsun onunla hemhal. Hem dünya bunu öğretir; ümit, bedende takat kalmayınca ruha olur mecal. Mecal olur ki dünyamız gibi alev almasın yüreklerimiz de. Hele yurdumuz gibi, yanmasın ciğerimiz. Ümit gerekir her dem fikrimize, solmasın diye mana yüklü çehremiz. Çünkü ümit yaşatmak için vardır düşünceleri. Diriltmek içindir küllerinden hisleri, tıpkı kâinatın sahnelediği gibi. Sonbaharda hüznünden iki büklüm olan ağaçlar, baharın iki damla suyunda, şefkatle dallarını sıvazlayan güneşte bulurlar ümidi. Bir erik ağacının gelinleri imrendirdiği gibi hatırlatır dallarından tüllenen beyaz çiçekleri. Yeni doğmuş bir yavrunun ilk gözyaşlarında sakladığı, bir anne bulmanın belirsiz ümidi, doğuranının göğsünde yeşerir bahar çiçekleri gibi. O yavruya dahi gösterilir, nedir ümidin rengi.                                                                                         
*Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Mürdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen
                             ŞEYH GALİP
 İnsanoğlu ki her sene hazan sonrası döker yapraklarını, bitkin düşer oysa daha gelmemiştir kışı. Sonra karlar gelir çarpar çıplak dallarına, zemherinin en acımasızı hisseder adımlarında, donmak fikriyle ürperir küsecek olur kışa, işte o sonu sandığı en karanlık anda, bahar gelir, cemre düşer toprağa, havaya, suya…
   Hâsılı mümbit topraklarımız suya muhtaçtır bizim. Ruhlarımız hakikatlere açtır esasında. Yeşermek beklerken, bahar olmaya ‘ümittir’ tek çare. Çare, iyice iyimserce fikretmekte. Fikri zikri olana kadar beklemekte. Zikrinin vücut bulması için ümit etmektedir mesele…



önceki eser / sonraki eser