Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: çalıkuşu1789
Eser Sıra Numarası: 160221eser13



                                                                      ARAYIŞ


    Onun aradığı bağlanmak ya da bağlanmamak değildi. Olduğu yer ruhunu kaplayıp da götürmüyordu. Kalp atışlarını dindirmiyordu adımlar. Kalabalıklarda sadece geçip giden ışığın seyircisi ışığı arayan biriydi sadece. Karanlık gecenin şafağında üzerindeki yıldızları saymıyordu. Ve ruhunu götürdüğü sadece ve ayaklarını taşıdığı, herkesle beraber herkesten habersiz geçip gidiyordu bu gök altından. Taşıdığı ve anlam yüklediği her şey, taşıdığı ufuklar gözlerinin ve bulutlar bu bitmez tükenmez yolculuğun hatırlatıcısı ve şahidi... Henüz değişmeden ışıklar, kırabildiğin kadar ve değiştirebildiğin kadar ufku varsın. Ya da yoksun aslında bir gölün yansımasında. Aynalara, çarpıp gelen aldatan aynalara güvenemezdi pek çünkü güvenilmek istemez ve kuru gürültü altında alaylı bakışlar.
Duymak isteyeceğin sözler söyleme, inansa da aklın gözünün gördüğü şeyler değil. Geçit vermez örülü duvarlar. Ve kırmak balyozla içine çöküp de dağılmaz mı şeker kamışından evler ve her yer güzel. Duvarlar ve duvarlar da güzel. Pencereden gelen ayak sesleri bölüyor sessizliği. Ayın ağzını bıçak açmaz çünkü şarkılar karanlıkken güzel. Sen güzelsin ben güzel. Kafan da güzel belki. Yorulup da bıraktığın oraya kalbin, savrulup ortalıkta ve sen savrulursan, sen savrulursan kanatların kırılır rüzgarın çizdiği yerde ve buluşup toprakla karlar da güzel. Alır gibi kanatlarının altına ve yakar bakıp da buraya gelirsen eğer adımlarını dikkatli savur, savrul yine çünkü bilemezsin gizleri içinde kaybolup da bulamadığın o tanecikler. Ve sen de varsın, varoluşumuzda, bitmez tükenmez yaşamlarımızın kıyısında. Yolun yol değil belki ya da pencerelerin açılan yaşamına yüksek değil, görmek için, yaşamak için yüksek değil. Ve yollar karanlıkta aydınlatmıyor. Aradığını göremediğin sisler içinde, arafta ve kimse fark etmiyor. Kayıyor ve avuçlarında tutabildiğin saniyeler çarpıyor rüzgara, taşıyan ve yoğuran tüm karanlığı, çekip giden ardına bakmadan, seni de bırakıp ardında ilerliyor, çekiyor altından toprağı. Ve buluştuğunda toprağın kalbiyle, kanlar içinde dünya ilerliyor. Baktığında sisler içinde ve dünya olduğunda bedenin, yerinden çıkacakmış gibi çarpar ve çarptıkça hissedersin. Solukların yakar genzini, çekilir avuçlarından ruhun. Yaşamaya başladığında; uzay, dünya, sen başka hiçbir şeyin anlamı kalmaz ve rüzgar gider dayanamaz. Geride suların sesi, ayın ışıltısı, geride sen kalırsın. Kalan her şey yansımalar, yollar, toprakta bulanmış tozlar silkinip gider. Sanma ki ayışığının tek yoldaşı sen, şafağın söküşüyle kalkan yerinden, kanıtlayan varlığını güneş kadar uzun ömründe. Tutunacak dal arayan yalnız sen değilsin.
Ruhlar kaybolur ve pencereler yetişmez ama kalpler görür ışığı ve güneş gibi doğan günde sarar yaranı. Pencereler doğar yeniden ışıklar açıldığında. Bilemezsin yollar kıvrılır karanlığa, büküp gider benliğini, kaybolduğun çarptığın, yollar açılır koşmak için. Koşmazsan anlamı yok yolların, düşmezsen anlamı yok toprağın. Kanaya kanaya yaralar bütün olur içinde kaybettiğin ve bulduğun yolda, doğduğun. Korkmazsan anlamı yok karanlığın. Ama korkmak için karanlık uzun, yarmak için cesaretinle kısa kalır geceler. Ve içinde umudun çünkü korkar ışıktan, sen aydınlanırsan yollar ışıldar.


önceki eser / sonraki eser