Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: beklenen0115
Eser Sıra Numarası: 160220eser25



                                                                 EKSİK PARÇA

       Önümde bir sis var, hiç kalkmayan ama arada bir dağılan. İçimde bir bıkkınlık var, nereden geldiğini bilmediğim, ama nedenini bildiğim. Kızgınlıkla kırgınlık karışmış hep. Hangi duygunun hangi zamana ait olduğunu kestiremiyorum. Bazen her şey bir gökkuşağı, bazense bir iğne oluveriyor insanın hayatında .Ancak insanın değerli tek bir gününü siyah geçirebilme ihtimali olduğunu düşünmüyorum. İnsanoğlunun siyahı, mutluluğun dozunu ayarlamak için, araya serpiştirdiği  bir renk olarak görüyorum.
       
Bir insan hayal kurmuyorsa, hedefe yürümüyorsa, hayatta önemli bir yere gelemez. Bizim için her şeyin çıkmaza girdiği bir zamanda, etrafımız karanlıkken, sadece tek bir kozumuz vardır, yenilmemek için o an hayata: Hayal gücümüz. Evet,etrafta ışık olmayabilir. Önemli olan kafanın içindeki ışığın sönmemesi. Unutmayalım ki, hayaller umuda yolculuktur.
       
Hayal... Gökyüzünü ya da denizi seyrederken kurduğumuz hayaller... Onlar, erişilmesi zordur, özeldir. Denize bakmak, yüzmekle eş değerdir bazen, gökyüzüne bakmaksa, uçmakla. Marifet olayı yaşamakta değil, yaşamadan hissedebilmektedir.
Gelecekte ne durumda olacağımız merak konusudur. Hep gelecek için çalışırız, onun sayesinde bugün dayanıklıyızdır. Bir sonraki günü erken görmek hatadır. On yıl sonrayı geç görmek gibi bir şey bu. Geleceği çok düşleyip bugünü unutmaksa daha büyük bir hata.
Günümüz gençliğine bakıldığında, büyüklerin görüp de şikayetçi oldukları şey nedir? Gençlerin sürekli bir şeylerden sıkılmışlığı, mutsuzluğu. Bence bu durumlara normal yaklaşmaya çalışmalıyız. Çünkü teknoloji geliştikçe insanların beklentisi de artmakta. Beklentiler... İnsanı mutsuz eden de bu zaten. İstekleri... Her gün yeni  şeyler bulunuyor. İnsan zekası hiç durmuyor. Belki ilerde teknoloji doruklarda, insanlık eteklerde olur. Bilemeyiz. Sorunlarımızdan bir diğeri kararsızlık, karamsarlık da diyebiliriz. Kararsızlığın sonunda hep bir pişmanlık bekler bizi. Karar veremeyince anı da yaşayamayız. Sonra, yaşamadığımız o an eksikliklerimizden olur.
İşte biz bugünün gençleri olarak daha kararlı, daha dinamik, eğitim sistemimizin bize vermediği uygulamalar ve pratiklikle ileriye bakabiliriz. Bunlar olmazsa, ilerisi hep karanlık, çıkmaz olur. Çıkmaz sokaktan tek çıkış ise aksi yöne gitmektir. Yani kaçmak. Ülkemizde yaşanan beyin göçleri buna örnektir. Bizler bu ülkenin birer meşalesi olarak bence kaçmamalı, sönmemeliyiz. 
       
       Bizi diğer varlıklardan ayıran şey nedir? Cevap yine, hayal gücümüz. Peki bunu yeterince kullanabiliyor muyuz? Belki az, belki çok, belki gerçekleştirmek, belki gülümsemek için, ama mutlaka hepimiz hayal gücümüzü kullanırız. Düşününce, asıl sorunun kullanıp kullanmamak değil de, uygulayıp uygulayamamak olduğunu fark ettim. Ülkemizde bir anket yapılsa herkes görecektir ki, hayallerin çoğu, beynimizde hapis yatan birer mahkumdur. Bu mahkumlarsa uygulayamadığımızın bir kanıtıdır. Hayallerimize ve fikirlerimize atılan her kelepçeyle biraz daha aynılaşıyoruz. Bu çok ağı bir ceza. Aynılaşmak... Buna basit bir örnek okullardır. Orada farklı şekillere girmemiz gerekirken, hepimizi aynı kalıba dökmeye çalışıyorlar. Eğer ki hepimizin bir kalıptan çıkmasını istemiyorsak, hep beraber, aynı anda hayallerimizin kilitlerini açalım. Çünkü fikirlerimiz yaşamayı gerçekten hak ediyor.
       
       Görmemiz gereken şu ki: Hep geleceğe bakmamalıyız. İnsanlar şunu anlamıyor çünkü: Şimdinin elleri bizi sımsıkı kucaklarken, asla geçmiş ya da gelecekte yaşayamayız. O yüzden gelecek aklınızın bir köşesinde hep bulunsun ama siz şimdiyi hissetmeyi hiç unutmayın. Çünkü anı yaşamayanlar, hep bir parçası eksik kalanlardır.