Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: bayburt3225
Eser Sıra Numarası: 160222eser24




(U)mutlu Olmak
İyi bakabilmek sizce nedir bilmiyorum ama kendimce bu husus üzerine anlatılacak âcizane birkaç karalamam var. Şüphesiz iyi bakabilmekten kastım hayatın onca derdi içinde süregelen devir-daimden yorulmadan, her daim ümit soluklamak ve ayakta sapasağlam durabilmektir. Umudunu yitiren nice zavallılar vardır ki çareyi balçıkta onu aramakta bulmuş ve ne yazık ki hayatlarını bu bataklıkta bir hiç uğruna, çırpınarak yitirmişlerdir. Biraz göz kapaklarını kaldırmaktan yorulmasak ve bir daha düşünsek umudu, bırakın bizi terk etmesini aslında bizimle soluk alıp veren, bizimle yatan, bizimle kalkan, her daim bizimle var olan bir dost olarak göreceğiz. Kısacası, ümidini yitiren nice insana İstanbul zindan iken ümit burçlarını sapasağlam ayakta tutanlar Fizan’da dahi cennet bahçelerinin kokusunu yudumlayacaktırlar. Mutlu olmaktır aslında ümitli olabilmek. O-mutlu anı yaşayabilmek kimine padişahları kıskançlıktan çatlatacak bir tavırla dünya zenginliklerini yaşarken kimilerini de delileri şaşırtan bir edayla seyre dalmaktır çevresinde olup biteni. Bana sorarsınız kendimi bu zırdelilerden sayıyor ve bu mutluluğu nasıl tattığımı kısacık bir açıklamayla dile getireceğim.
Bursa’da yaşayan biri olsanız bugünkü lodosun önüne kattığı her şeyi sağa sola savurduğunu söylesem -ki bu bir abartı değildir- hemen ardından “güneşli bir gündü…” der bahsi gene Bursa’nın lehine kapatırdınız. Velev ki o güneşin yerini yağmur bulutları alsın işte o zaman da yağmuru bereket sayar lodosu da Uludağ’ın kokusunu bir parfüm gibi şehre dağıttığından bahseder ve Bursa’yı fevkalade yerinden bir nebze olsun mahrum bırakmazdınız. Bursalıların bu şehrengizinde aslında ümidi tadarsınız. Çünkü onlar için kışın dondurucu soğuğuna aldırış etmeksizin Emir Sultan’ın sıcacık iklimine kendini atarak bir çay sohbeti yapmak tüm dünya dertlerine kâfidir. İnsanların altmış yıllık kısacık hayatlarına aldırış etmeksizin zenginlik hırsıyla birbirilerini kovaladıkları şu fırtınalı zamanın hengâmesinden dinginlik limanlarına sığınmış insanlar için bu çok doğal bir durumdur. Tebessümü hatırlar olursunuz bir nebze olsun çektiği onca dert ve ıstıraba yenilmemiş yüzünde gönceler açan dudağında ve de çevirdiği rengârenk topaçlarında zamanı hatırlarsınız sonra esrarengiz bir serüvene yelken açmış bulursunuz kendinizi. Zaman bir topaç gibi dönedursun siz artık bambaşka bir dilimdesinizdir ki bunu ne akrep ne de yelkovan tarif edemez. İşte tam bu sırada doğumun muştusunu duyarsınız Gümüşlü’de, Muradiye’de gururun heybetli anlarının yerini bakarsınız bir anda. Somuncu Baba’nın fırınlarına sürülmüş bulursunuz pişip de kendinize gelirsiniz bir kez daha. Bu bir düştür aslında içinde şefkati, sevgiyi, ölümü ve dahası hayatı kapsayan, insandan olan, insana dair…
Kabullenmek gerekir ki hayat, içinde yalnızca mutlukları barındıran bir ütopyadan mevcut olmamıştır. Aslında bir çevrenizdeki olan bitenden haberdar olsanız sizi kuşatan her şeyin içinden hüzünlü nağmelerin yükseldiğini duyarsınız. Ölümü, hüznü, kederi dost bilirsiniz acı dolu sofrasına buyur edildiğinizde hayatın. Dertlerin aslında hayatın sinesinden kopup gelen bir pınar olduğu ve her yudumda hayatı tatmanın ayrıcalığına kavuşursunuz.
Ne suratımda insanlara gösterme niyetinde bulunduğum bir maskem ne de döktüğüm mürekkepte gönlümden düşmemiş bir şeyler olsun. Varsın bazılarının düşünceleri için ömrüm böyle düşüncelere yelken açamama izin veremeyecek kadar yaş olsun. Fakat şu kısacık yaşamımda bile onca dert ve çile çektim ki bağrımı açsam Karaca Ahmet kabristanına dönmüş bir yürekle karşılaşırsınız. Hâlbuki ne ben çaresizliğe düştüm de kapadım perdelerimi güneşin ışıklarına ne de ölümü kurtuluş eyledim de gelmesini bekledim her an bitmeyen gecelerin karanlığında. Bir sahil kenarında izlerken dalgaların raksını yakamoz ışığında, diktim gözlerimi kopkoyu gecelerde parıldayan masmavi aya. Bir parçam gibiydi sanki çehresinde yüzümü görür gibi oldum. Daha sonra fark ettim ki meğer benmişim her gece çıkıp da bekler olduğum doğuşunu, insan olmakmış meğer ümit ettiğim, insanmış ümit edilen. Şükürler olsun tatmıştım sonunda yaşamımın gerçek manasını, hiç solmayan çiçeğini. İnsan olmakmış aslında; sıradan, yalnız, unutulan bir insan. İşte böyle bir insan olabilmenin verdiği güçle (u)mutluyum.


önceki eser / sonraki eser