Konusu

Genç yaşınızın tüm belirsizliklerine rağmen, ileriye umutla bakmanızı sağlayan etkenleri bizlerle paylaşınız. İyimserim çünkü...


26 Şubat 2016 Cuma

Yazar Rumuzu: asiva1524
Eser Sıra Numarası: 160215eser01



GÖKYÜZÜMDEKİ UMUT

Birçoğumuzun çok küçük yaşlardan beri hayalleri vardır. Kimimiz mühendis olmak istedik, kimimiz avukat. Belki bir hemşire ya da ruh terbiyecisi olmak. Belki de sadece anne olmak istedik; anne olmayı isteyecek kadar masum, küçük kalplerimizle. Belki elle tutulur sevgimiz yoktu ama dillere destan hikâyelerimiz vardı yüreklerimizde.

Gün geçtikçe büyüdük. Gökyüzümüz de büyüdü biz büyüdükçe. Hayallerimiz büyüdü bizlerle, kocaman umutlar biriktirdik küçücük bedenlerimizde. Yeri geldi sınavlara tabi tutulduk, yeri geldi sevgimiz sınandı histerik bir sessizlikle. Sahi ya nerde kaldı o masumiyetimiz? Kim bilir kimde unuttuk kendimizi. Hepimiz bir başkasının hayallerini yıktık, kendi hayallerimizin peşinden koşarak. Çıkmaz sokak tabelası görüp o sokaklara adımımızı atarak… Masum değildik işte, hiçbirimiz. Ve hiçbirimiz hayatımızda istediğimiz yerlere ulaşamadık. Belki gerçekten anne olmayı da beceremedik. Emeğimizin karşılığını alamadan hayallerimizden vazgeçtik, hemen hemen hepimiz. Çalışmadığımız için mi? Hayır. Şartlar, imkânlar elverişli olmadı çoğu zaman. Kimimiz doktorluğu bir puanla kaçırdık, kimimiz hayalimizdeki insanı kaybettik, aynı gökyüzü altında yaşayıp, göğe bakamayacak kadar gururlu tavırlarımızla.
Ve aslında şimdi çok daha iyi anlayabiliyorduk, insan sadece ölümle kaybetmezmiş sevdiklerini. Orasıymış meğer şahdamarı insanın: umutları. Kestin mi eğer kanaması durmazmış hiçbir zaman en yürekte. Ne acı! Ve birçok insan umutsuzluk içinde ulaşamadığı her hayaline bir son yakıştırdı. Buna intihar denildi. Aile baskıları, emeğinin karşılıksız kalması, gençliğinin baharında terk edilmiş, utanan bir maviye eşlik edecek gülümsemeler derken, yılda milyonlarca insanın ölümüne şahitlik ettik. Peki, biz bunun için ne yaptık? Hangimiz ne yapabiliriz diye düşündük? Hiçbirimiz. Bir tabak çekirdek eşliğinde unutuluyordu her şey. Biz bu durumun ne kadar kötüye gittiğinin farkında bile değiliz. Olayın ciddiyetine varamadık hiçbirimiz. Hayallerine, umutlarına yenik düşüp ölen insanlar ve çekirdeğe eşlik edip ölen insanlığımız. Ne zamana kadar daha hiçbir şeyin, insanın kendisinden daha önemli olmadığını öğreneceğiz? Ya da ne zamana kadar daha gencecik bedenlerin ölümüne sessiz kalacağız? İşte orası meçhul. Hayattaki her şey insanın hayatından, daha değerli kılındı. Anne babasının istediği okulu kazanamadığı için okutulmayan bir genç, erkek arkadaşı olduğu için öldüresiye dövülen bir genç kız, sevgilisi terk etti diye intihar eden küçücük bedenler. Savaş ortamında, kurşun gelmesin diye yorganın altına saklanan bir çocuk, yoksul olup çocuklarına bir parça ekmek dahi götüremeyip utancıdan yerlerin dibine giren bir baba. Herkes ve her şey bir insanın onurundan daha değerli kılındığı için bu acılara şahitlik eder olduk.  Tüm bunlar yerini, alışılmış geleneklere, hayali dahi kurulamamış geleceklere, tüketilmiş umutlara ve kocaman bir hüzne bıraktı.

Oysa biz yakınımızdakilere, bir arkadaşımıza, yeğenimize ya da çocuğumuza hiç kimselerin ve hiç bir şeylerin insan onurundan daha değerli olmadığını öğretirsek üzülecek neyimiz kalır ki? Yeryüzünü umutlarla donatırsak yağdıracağı gülümseme olmaz mı? Yarınlar yeşillerle filizlenmez mi? Hele bir de çok sevdiğimizi hissettirirsek, sevdiklerimiz bir dizi karanlığa kanıp bizleri bırakıp gider mi?  Hayır. Onlara yarınlar sunabiliriz. Yarınlara birlikte yürüyebiliriz. Bir okulun, bir insanın, ayıplanmış, üstü örtülmüş tüm duyguların bir insanın canından daha değerli olmadığını, her anın yaşamaya değer olduğunu anlatabiliriz.

Peki ya içimizdeki çocuğa ne kadar söz geçirebiliyoruz? Ancak duygularımız bizi terk edene kadar… Mantıklı bir şekilde hareket etmeyi öğrenene kadar… O zaman da geç olmamışsa eğer. Oysa ilk olarak içimizdeki çocuğa öğretsek ya bunları! Hayatımıza bir gelecek sunmanın bizim elimizde olduğunu ilk olarak kendi içimizdeki çocuğa öğretsek ya! Hiç kimsenin bulunmaz Hint kumaşı olmadığını, yaşadığımız her şeyin bize sunulmuş bir imtihan olduğunu, acıların hissedilmesi gereken bir duygu olduğunu, önce kendi içimizdeki çocuğa öğretmeliyiz. Öyle ya küçücük şeylerden bile mutlu olunabileceğinin farkına varmalıyız hepimiz. Ve hepimiz kendimizi mutlu edecek küçük şeyleri var etmeliyiz, bir kedi ya da oyuncak bir ayıcık mesela. Mutlu olmak yarınlarımızın daha kalabalık, daha çok olması değil midir? Herkes insan yaşamının kutsallığını bildiği gün intihar haram olacak.

Gökyüzünde hep güneş açacak, gözlerimizdeki gülümseyişle. Yaşanmaya değer bir hayatın içinde olduğumuzu fark ettiğimiz gün, yaşamak isterken gençliğinin baharında kaybolup giden bedenler çok az olacak. Çünkü dünler unutulacak, yarınlar umut olacak. Yeter ki bilinsin onurumuzun kıymeti, yeşermeden solup gitmesin filizlerimiz. Yeter ki hayallerinden vazgeçmesin, umutlarını kesmesin kimseler.



önceki eser / sonraki eser